‘Kanser’ Kategorisi için Arşiv

KANSER BiYOLOJiSi

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Vücudunuz milyarlarca hücreyi içeren canlı ve büyüyen bir sistemdir. Bu hücreler metabolizma, transportasyon (taşıma), salgı, üreme, ve lokomosyon (hareket edebilme gücü) gibi tüm vücut fonksiyonlarını yerine getirirler.Büyüme ve gelişme yeni hücrelerin sayısındaki artmanın ve bunların değişik türden dokulara dönüşmesinin sonucu olarak ortaya çıkar. Yeni hücreler hücre bölünmesi (mitoz) süreci sırasında yaratılırlar. Değişik hücre çeşitleri, buna eşlik eden ve hücre farklılaşması denilen bir süreç ile meydana gelirler (farklılaşma hücrelerin özel fonksiyonlar (işlevler) kazandığı bir süreçtir). Hücre bölünmesi insanların normal büyüme olayı ile ortaya çıkar; hücre farklılaşması normal gelişim olayını olası kılar.

Ancak kanser ve kanser hücrelerinin biyolojisi farklıdır ve bu farklar kanserin anlaşılması açısından önemlidir.

Temelde vücudumuzda üç değişik hücre çeşidi vardır: Statik hücreler (farklılaşmış hücreler), büyüyen hücreler (farklılaşmamış hücreler) ve yenileyen hücreler (bunlara stem=kaynak veya destek görevi gören hücreler de denir ve diğer türden hücreleri ortaya çıkarırlar). Örneğin kas ve sinir dokusu hücreleri statiktir (farklılaşmıştır), çünkü bunlar belli bir boyuta ulaştıktan sonra bölünme ve yeni hücreleri üretme yeteneklerini kaybederler. Bu hücreler oldukça farklılaşmıştır ve zarar görmesi veya kaybolması durumunda yerine yenisinin gelmesi mümkün olmaz. Çünkü yeniden üretilemezler.

Vücudun büyüyen (farklılaşmamış) hücreleri de, organ veya doku, normal yetişkin boyutuna ulaştığı zaman büyümeyi durdururlar. Ancak statik ve büyüyen hücreler arasında temel fark şudur: Eğer doku zarar görmüşse veya bir kısmı alınmışsa, büyüyen hücre yeniden harekete geçebilir ve büyüyebilir. Karaciğer, böbrek ve hormon salgılayan bezler bu türden hücreleri içeren organlardır. Eğer herhangi bir hastalık nedeniyle bu organların herhangi bir parçası zarar görecek olursa veya ameliyatla alınırsa, organ yeniden depolanmayı yapıp normal veya normale yakın fonksiyonuna kavuşana kadar geriye kalan hücreler bölünmeye ve büyümeye devam edebilirler.

Yenileyen (stem) hücreler ölür ve düzenli aralıklarla yenilenirler. Örneğin cilt, saç ve sindirim sistemi yolunun etrafını saran tabakayı yapan hücreler ile kan eskidikçe ve öldükçe yenilenen hücrelerdir. Bu eskime ve ölme normal süreç sırasında olabildiği gibi herhangi bir yaralanma veya hastalık ile de meydana gelebilir. Bu türde yenileyen hücreler ölen ve ölenlerin yerini almak için gelişen yeni hücreler arasında bir dengeyi korumak için dahili bir mekanizma tarafından kontrol edilirler.

Yenileyen hücrelerin büyümenin durması sinyallerine uyma yetenekleri, bu hücrelerin ani büyümelerini, kanser hücrelerinin kontrol altına alınmamış büyümelerinden farklı kılar. Diğer hücre türlerinin aksine, kanser hücrelerinde normal hücrelerde görülen büyümeyi durdurucu kontrol mekanizması yoktur.

Kanser hücreleri bir ölçüde kontrol altına alınmamış stem (yenileyen) hücrelere benzer. Bunlar farklılaşmış veya farklılaşmamış olabilir - ancak herhangi bir sınırlama olmaksızın bölünmeye devam ederler. Çoğalarak komşu hücrelerin yerini alırlar. Kanser hücrelerinin büyümesi besin maddelerini alarak, normal hücrelerin fonksiyonlarını ve büyümesini de etkiler.

Halk arasındaki inancın aksine, kanser hücreleri normal hücrelerden daha hızlı büyümezler. Ancak daha uzun süre yaşarlar ve daha hızlı bölünürler. Böylelikle büyüme sürecinde daha büyük kanser hücreleri oranını yaratırlar.

Büyümelerini ve olgunlaşmalarını düzenleyemeyen hücrelerin hepsi kanser hücresi değildir. Bazı hücreler hızla bölünür ve tümör denilen kütleleri oluştururlar. Ancak bunlar iyi huyludur. Çünkü bunlarda kötü huylu tümöre dönüşme eğiliminin diğer özellikleri yoktur.

Kanser hücrelerini oluşturan nedir?

İncelemelerden çıkan sonuçlara göre kanserlerin birçoğu hücredeki kromozomların yeniden düzenlenmesi ile birlikte görülür. Kansere neden olan temel biyolojik aşamalara ilişkin olarak yapılmakta olan bir araştırma normal bir hücrenin nasıl kanser hücresine dönüştüğünü açıklamakla işe başlamaktadır.

Genler, deosribonükleik asit (DNA) olarak bilinen kalıtımın temelini oluşturan ve gçrekli kimyasal “mavi kopyalar” olan geniş moleküllerin parçacıklarıdırlar. Genler tüm hücrelerin çekirdeğinde bulunurlar. Genlerinizdeki kimyasal komponentler dizgesi, vücudunuzdaki hücrelerin nasıl çalışacağını kontrol eden proteinlerin üretilmesi için mavi kopyalardır. Bu genler, her birimizi benzersiz yapar.

Onkojenler hücrelerin anormal bir şekilde bölünmesine neden olan özel gen çeşitleridir (onkos kelimesi kütle veya tümör için kullanılır, Yunancadan gelmektedir). Bir onkojenin normal bir biçimi (buna proto-onkojen denir) bizim genlerimizin normal tamamlayıcı bütünlüğünün bir parçasıdır. Proto-onkojenler tüm hücrelerimizde vardır. Normal hücrelerde pro-toonkojenlerin hücre bölünmesi ve hücre farklılaşmasını düzenlemelerinden dolayı sıkı bir kontrol altında olduğu görünür. Bunların ayrıca ameliyat gibi bir olaydan sonra yaralı vücut dokusunu onarmak için gerekli olan hücre büyümesini kontrol ettiği de görülür. Buna ek olarak bunlar organ gelişiminde de bir rol oynarlar.

Normal hücrelerde proto-onkojen fonksiyonunun sıkı bir kontrolü, kanseri ortaya çıkaran maddeler nedeniyle zayıflayabilir. Örneğin bir proto-onkojen, genetik uzmanlarının nokta değişimi (point mutation) dediği bir süreçle kansere neden olan bir gene (onkojen) dönüşebilirler. Bununla anlatılmak istenen şudur; bazı kanserler gen parçacıklarından birinin değişim veya dönüşüm gösterdiği noktada gelişirler. Diğer kanser hücrelerinde, proto-onkojenler DNA daki normal yerlerinden bir başka alana geçiş yapmış ve böylelikle kanser oluşturan (onkojenik) genlere dönüşmüş olabilirler. Bunun yanısıra bazı kanserleri harekete geçiren virüsler kendi onkojenlerini normal hücrelere enjekte edebilirler. Virüsler ile yerleşmiş bulunan yeni onkojenler normal hücre işlemleri (süreçleri) tarafından düzenlenemezler (kontrol edilemezler). Böylelikle hücreler kendi faaliyetlerini kontrol edebilme yeteneklerini kaybederler ve anormal bir şekilde bölünürler.

Tüm olaylarda, onkojenlerin direktifi ile yapılan proteinler oldukça büyük miktarlarda üretilirler. Sonuçta bu proteinler hücrenin anormal olarak büyümesine ve kansere neden olurlar.

Ancak onkojenler ve bunların protein ürünleri yalnızca bir hücrenin kansere dönüşme eğilimi için meydana gelmesi gereken bir dizi anormallik içerir. Kanser hücrelerinin birçoğunun çalışmalarını anlayabilmemiz ve bunların üremesini durdurma olanaklarımız ilkel düzeydedir. Ancak araştırmalar bizim kanser hakkındaki bilgilerimizi ve kanserin işlemesi hakkındaki bilgilerimizi artırmakta ve aynı zamanda hem kanıtlanmış bulunan, hem de deneysel aşamada olan değişik ve çok sayıda yaklaşımlar, sayısız yaşamı kurtarmaktadır.

HAMILELIK KANSERI ONLUYOR

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Araştırmalara göre hamilelerde, kanser yapıcı etki yaratan büyüme hormonu baskı altına alınıyor. Bu da bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltıyorHARVARD Tıp Fakültesi araştırmacılarından Dr. Michell Holmes�un bulgularına göre, hamilelik sırasında kandaki bazı hormon salgılarının düzeyi değişiyor. Yüksek düzeyde olması halinde kanser yapıcı etki yaratan �IGF - 1� adlı büyüme hormonu hamile kadınlarda baskı altına alınarak azalıyor. Üstelik bu durum her hamilelik sırasında yaşanıyor. Hamilelik sayısı arttıkça hormon azalıyor.

4 kez hamile kalan bir kadında, hiç hamile kalmayana göre IGF - 1 hormonu seviyesi yüzde 15 oranında düşük çıktı. Sonuçta düşük IGF - 1 seviyesine sahip kadınların göğüs, kalın bağırsak ve akciğer kanserine yakalanma riski azalıyor. IGF - 1 seviyesini yükselten süt gibi içeceklerin aşırı tüketilmesi halinde ise kanser yapıcı bir etki yarattığı saptandı.

GÜNEŞ KANSERDEN KORUYOR

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Güneşte fazla kalmak cilt kanserine yol açabiliyor, ama işin iyi bir tarafı da var: Güneş, meme ya da kalınbağırsak kanseri riskini azaltıyor…ABD nin Maryland eyaletindeki Ulusal Kanser Enstitüsü uzmanları, 24 eyalette 1984 ile 1995 yılları arasında cilt, prostat, kalınbağırsak, meme ve rahim kanserlerinden ölümleri inceleyerek California, Güney Carolina, Hawaii, Teksas gibi bol güneşli bölgelerde cilt kanserinden ölümlerin fazla olduğunu belirlediler.

Araştırmacılar, aynı bölgelerde meme ve kalınbağırsak kanserinden ölümlerin ise çok az olduğunu saptadılar.

Güneşli bölgeler, siyah erkekler arasında prostat kanserinin de beyazlardan daha fazla ve ölümcül olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, D vitamininin kanserli hücrelerin çoğalma hızını düşürdüğüne ilişkin laboratuvar bulgularının, güneşin koruyucu yönünü açıklayıcı nitelikte olduğuna işaret ettiler.

Güneş ışını, vücutta D vitamini sentezini sağlıyor.

GüNEŞ VE DERİ KANSERİ

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Artik hemen herkes çok fazla guneSte kalmanin deri kanserine neden olabilecegini bilmektedir. Bununla birlikte guneSe bagli geliSen deri kanserleri toplumda oldukça siktir. ASagida bu konuda en sik sorulan sorulari ve yanitlarini bulacaksiniz:|1. GuneSlenirken deriyi kansere karSi korumak mumkun mudur ?|Evet mumkundur. Açik havadaki iSlerinizi ve etkinliklerinizi guneS iSinlarinin daha zararsiz oldugu saatlere göre ayarlayin. GuneS iSinlarinin en kuvvetli oldugu 11-15 saatleri arasinda diSarida durmayin.|2. Her tur deri tipi için kanser tehlikesi mevcut mudur ?|Evet. Beyaz tenli kimseler için tehlike daha çok olmakla birlikte deri kanseri her tur ve renk deride meydana gelebilir.|3. En iyi guneS kremi hangisidir ?|Ambalajinda SPF 15+ yazili olanlari seçiniz. Bunlar deriyi guneSe karSi etkili bir Sekilde korurlar. cocuklar ve hareket halinde çok terleyen kimseler için suya dayanikli (su geçirmez) guneS kremleri en iyisidir.|4. GuneS kremini hangi araliklarla tekrar surmelidir ?|Normalde her iki saatte bir tekrar surmelisiniz. Yuzuyorsaniz veya çok terliyorsaniz daha sik surunuz.|5. Makyaj malzemesinin ve nemlendirici kremlerin içerisindeki guneSten koruyucu maddeler guneS kreminin içindekilerle ayni midir ? Bunlarin koruyucu özellikleri ayni midir ?|Evet aynidir. GuneSten koruyucu özellikleri olan makyaj malzemesi iyi bir fikirdir. Ancak en iyi bir biçimde korunabilmek için koruyucu maddelerin öSPF 15+ö olarak belirlenmiS olmasina dikkat edin.|6. Arabada giderken guneS kremi gerekli midir ?|Evet gereklidir. Arabada uzun sure gidecekseniz ve guneS açik camdan yuzunuze vuruyorsa krem surmeniz gereklidir. Araba camlari derinizi guneSten bir miktar korur. Mumkunse camlari kapali tutunuz. Uzun kollu giysiler de deriyi guneSten korur.|7. Gölgede dururken guneSten yanabilir misiniz ?|Evet. Su, kum, beton ve hatta çimen gibi yuzeyler guneS iSinlarini yansitabilir. Onun için gölgedeyken bile tedbirli olmali, guneS kremi surmeli, Sapka giymeli, guneS gözlugu takmali ve koruyucu giysiler giymelidir.|8. Hangi kumaSlar deriyi guneSe karSi etkin bir Sekilde korur ?|KumaSi guneSe karSi tutunuz, öteki tarafi göremiyorsaniz kumaS koruyucudur. GuneSe tutuldugunda öteki tarafi gösteren seyrek dokunmuS kumaSlar daha az koruyucudur.|9. GuneS kremleri tehlikesizce kullanilabilir mi ?|GuneS kremleri 1970 lerden bu yana kullanilmaktadir ve guvenli olduguna dair yeterli bulgu vardir.|10. Deriyi kanser var mi yok mu diye en iyi nasil kontrol edebilirsiniz ?|En iyisi vucudunuzdaki tum benleri ve çizgileri iyi tanimaktir. Bunlarda meydana gelen renk ve buyukluk degiSikliklerini hemen doktora bildiriniz. Erken tani kondugunda cilt kanserlerin %99 tedavi edilebilir.

GIRTLAK KANSERi

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Hemen hemen herkes arada bir ses kısıklığından şikayet edebilir. Larenjit veya üşütmeden olan ses kısıklığı birkaç günde geçer.Belirtiler:

- Ses kısıklığı,

- Yutma zorluğu ve acı,

- Boynunuzda şişme.

Ses kısıklığı birçok gırtlak rahatsızlıklarının belirtisi olabilir ama gırtlak kanserinin tek belirtisi budur. Gırtlak kanserlerinin çoğu ses tellerinde veya hançere (larnyx) de olur. Yutkunmada acı veya boyun şişmesi başka tür kanserlerin belirtisidir.

Sigara, püro veya pipo içenler içmeyenlere göre çok fazla risk taşırlar. Aynı şekilde alkol alanlarda da risk oranı yüksektir, içki ve sigara birlikte kullanılıyorsa risk daha da büyür.

Gırtlak kanserleri 60 yaş civarında en sık görülür. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazladır. Sadece ses kısıklığından şikayet ediyorsanız, başkaca belirtiler yoksa ve kısıklık 2 haftada geçmezse doktora başvurun. Ayrıca boynunuzda şişme ve yutma zorluğu da birkaç hafta sürerse, doktorunuza başvurmalısınız.

Teşhis

Doktorunuz boğazınızın genel muayenesini yaptıktan sonra larengoskopi denen bir muayene de yapacaktır. Larengoskopinin iki tipi vardır:Direk ve indirek.

İndirek larengoskopide gırtlağa bir ayna yardımıyla bakılır. Bu basit işlem muayenehanede bile yapılabilir. Önce ağzınızı açmanız ve nefes almanız istenir. Hava yolunu açmak için diliniz hafifçe dışarı çekilir. Özellikle kusma refleksiniz çok güçlüyse boğazınızı ve yumuşak damağınızı uyuşturmak için bir lokal anestezik sıkabilir. Daha sonra doktorunuz boğazınızın arkasına doğru bir ayna sokacaktır. Siz “aaa ve eee” derken gırtlağınız yükselecek ve içi aynada görülecektir.

Tümör ya da başka bir anormallik varsa aynada kolayca görülecektir. Ses tellerini görmek için küçük, esneyebilir fiberoptik aletler de kullanılabilir. Daha ayrıntılı bir yöntem olan direk larengoskopiyle ses tellerinin olduğu bölge çok daha iyi görülür. Bir uzmanın yapması gerektiginden, genellikle hastanede yapılır. Direk larengoskopi sırasında gırtlağınıza ağızdan bir alet sokulur ve incelemesi için ses tellerinden örnek alınır.

Gırtlak kanserlerinin çoğunda erken teşhisle tedavi olasılığı yüksektir. Kesinlikle ihmal edilmemelidir. Çünkü boğazın başka yerlerine ve hatta vücudun başka organlarına yayılabilir.

Tedavi

Röntgen ışını tedavisi veya kanserli kısmın ameliyatıyla tedavi edilebilir. Genelde, tümör larenks in alınmasına gerek kalmadan çıkarılabilir. Fakat çok ilerlemiş durumlarda laryngectomy (larenks in çıkarılması) gerekebilir.

Eğer gırtlağın bir bölümü çıkarılır ve siz de ses tellerinizi kaybederseniz ameliyatla suni bir gırtlak (protez) yerleştirilebilir veya konuşma eğiticisi bir kişi size yeni bir konuşma yöntemi öğretebilir.

ENDOMTRIYUM KANSERI VE HORMON TEDAVISI

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Kadınlarda uzun süreli hormon tedavisinin, endometr kanserine yol açmadığı gibi rahim cidarını kansere karşı koruyabildiği de saptandı.İngilterede 534 menopoz sonrası kadın denek üzerinde yapılan araştırmada, deneklerin 364üne daha önce aldıkları östrojen ve progestogen, 10una ise sadece östrojen tedavisi uygulandı. 164 denekten oluşan kontrol grubuna ise hormon tedavisi uygulanmadı. Araştırmadan önce deneklere biyopsi uygulandı. Deneklerin 21inde, kanserin başlangıcı sayılabilen düzensiz endometr örnekleri saptandı ve deneklere, dokuz, 24 ve 36 ay aralıklarla testler uygulandı. Beş yıl süren araştırma sonucunda, endometr rahatsızlığı bulunan kadınlarda, endomtriyum örneklerinin normale döndüğü gözlendi ve deneklerin hiçbirinde endometr kanserine rastlanmadı. Uzmanlar, hormon tedavisi gören kadınların, hormon tedavisi görmeyen kadınlara göre endomtriyum kanserinden daha fazla korunabildiğini açıkladı. Araştırma raporu, British Medical Journal adlı dergide yer aldı.

EMZİRME VE MEME KANSERİ RİSKİ

Çarşamba, 07 Kasım 2007

İngiliz bilim adamları, uzun süredir ortaya konan, emzirmenin göğüs kanseri riskini azalttığı tezini doğruladılar.İngiltere Kanser Araştırma Vakfının yaptığı çok geniş çaplı araştırmada, uzun süreli emzirmenin göğüs kanserine karşı büyük bir koruma sağladığı belirlendi.

İngiltere Kanser Araştırma Vakfından Profesör Valeria Beral, gazetecilere yaptığı açıklamada, araştırmalarında ortaya konanın uzun süreli emzirme ile birden fazla çocuk sahibi olmanın göğüs kanseri oranını azaltması olduğunu belirtti.

HER BİR YIL RİSKİ %4.3 DÜŞÜRÜYOR

Araştırmada, birkaç çocuk sahibi olmak ve bunların herbirinin uzun süreli emzirilmesinin, göğüs kanseri vakalarının oranının gelişmekte olan ülkelerde düşük olması, gelişmiş ülkelerde ise artmasındaki ana faktörü oluşturduğu kaydedildi. Beral ve ekibinin tahminlerine göre, kadınların her birinin çocuğunu 6 aydan fazla emzirmesiyle sadece İngilterede her yıl yaklaşık 1000 vakanın önüne geçilebilecek. Çalışmada, bir kadının her bir yıllık emzirmesinin göğüs kanseri riskini yüzde 4.3 oranında azalttığı hesaplandı.

RAHİBELERDEN YOLA ÇIKILDI

Bilim adamları, çocuk doğurmak ve emzirmenin göğüs kanserine karşı koruyucu etkisi olabileceği görüşünü ilk kez 1743lerde dile getirmeye başlamışlardı. O tarihlerde yapılan arıştırmada, rahibelerin bu hastalığa yakalanma oranının diğer kadınlardan oldukça fazla olması dikkat çekmişti.

EN KAPSAMLI ARAŞTIRMA

Bugüne kadarki araştırmalarda, sahip olunan çocuk sayısı ve kadının ilk doğumunu yaptığı yaş ile hastalık arasında bağlantı kurulurken, tıp dergisi The Lancetde yayımlanan son çalışmanın, göğüs kanserinin rolünü inceleyen en kapsamlı araştırma olduğu belirtiliyor. Son araştırmada, 30 ülkedeki göğüs kanseri olan 50 bin kadın ile sağlıklı 100 bin kadınla ilgili yapılan 47 çalışmanın verilerinin incelendiği kaydedildi.

BEBEK KADAR ANNE İÇİNDE YARARLI

Bebeğin yanı sıra anne için de yararlı olduğu ortaya konan emzirme ile çocuk sahibi olmanın, göğüs kanseri riskini nasıl azalttığı kesin olarak henüz bilinmezken, yine de bunun, daha iyi koruma ve tedavi yöntemleri için yol gösterebileceği belirtiliyor.

EGZERSIZ VE KANSER

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Son 10 yılda egzersizin kanser üzerine etkisi konusunda bir çok çalışma yapılmıştır. Deneysel araştırmalar da egzersizin tümorogenez direnci arttırdığı saptanmıştır. Bu etkileri enerji dengesi ile açıklayan bir kısım araştırıcı, egzersizle artan enerji ihtiyacının tümör büyümesini yavaşlattığı görüşünde olmasının yanında temel mekanizmanın immünolojik olduğu sanılmaktadır.Fiziksel aktivitenin daha düşük kolorektal kansere yol açtığına dair bulgular vardır. Kolon kanserinin nisbi riski sedanterlerde daha aktif gruplara göre 1,3 ile 2 kez daha fazla görülmektedir. Fiziksel aktivite, kadınlarda meme ve üreme sistemi gibi diğer sistemlerin kanser insidansını azaltmaktadır. Diğer bölgelerin kanser riskiyle ilişkileri geniş çapta incelenmiş olmasa da egzersizle birlikte akciğer, tiroid, sindirim sistemi ve hemopoetik sisteminin kanserinin azaldığına dair bilgiler vardır.

Göğüs ve kolon kanseri üzerine Kaliforniya üniversitesinde yapılan çalışma sonuçları tartışılmaz görülmektedir; buna göre düzenli egzersiz yapan kadınlarda göğüs kanseri riski anlamlı olarak azalmaktadır. Haftada düzenli olarak 1-3 saat arasında egzersiz yapan kadınların göğüs kanseri riski % 30, 4 saatten fazla egzersiz yapanlarda % 55 oranında azalmaktadır.

Yıllardır, sedanter biçimde, masa başında çalışanlar ile kolon kanseri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Uterus, cerviks, prostat ve akciğer kanserlerinde, egzersiz düzeyinin artışı ile kanser riskinin azalması arasında kesin bir azalmanın olduğu görülmektedir.

Bazı kanser türlerinde, özellikle göğüs kanserinde, obezite kanser gelişimi ile istatistiksel olarak ilişkilidir, bu diagnoz boyutu nedeniyledir, yağ dokusunun artışından kaynaklanır. Bu mantıklı görünmektedir. Düzenli egzersiz yapan kişiler obezlere göre daha düşük yağ oranına sahiptirler olası kanser riskini uzaklaştırmaktadırlar.

Benzer şekilde, egzersiz gastrointestinal metabolizmayı hızlandırır. Bu metabolizma artışı sindirim ve boşaltım süreçlerinin artışına yol açar. Bu olayın kimyasal onkojeniklerin (kanser yapan) ve yenilen sağlıksız besinlerin metabolitlerini uzaklaştırdığı düşünülmektedir. Kesin sonuç kolon ve diğer gastrointestinal kanser türlerinin azaldığını göstermektedir. Son birkaç yılda egzersizin immün sistemi destekleyerek kanser riskini azalttığına dair kanıtlar vardır.

Kaynak : www.sporum.gov.tr

DERİ KANSERLERİ

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Deri kanserleri çoğunlukla görünebilen yerlerde olduğundan tanınması, uzun araştırmalara ve tetkiklere gerek olmaksızın teşhis konması kolaydır. Erken tanının önemi yanında , esas üzerinde durulması gereken nokta konunun ciddiye alınması ve uzman gruplar tarafından uygun tedavi yönteminin seçilmesidir.Klinik gözlemler, ülkemizde deri kanserlerinin hasta ve sağlık personeli tarafından yeterince ciddiye alınmadığı yönündedir. Oysa, uygun teknikle tedavi edildiği takdirde deri kanserlerinde iyileşme yüzde yüze yakındır. Erken tanı ile tedavi maliyetleri düşecek, iş gücü kaybı azalacak ve tedaviye bağlı estetik ve fonksiyonel kayıplar hiç görülmeyecek veya minimal olacaktır.

Kampanyalarla ve medya aracılığı ile halkın ve sağlık personelinin eğitimi deri kanserinin erken dönemde yakalanmasına imkan verecektir. Burada üzerinde durulması gereken iki önemli nokta vardır;

1. Kişinin kendi derisini kontrol etmeyi öğrenmesi,

2. Sadece cildiye uzmanlarının değil tüm hekimlerin, hasta başka nedenlerle müracaat etse bile, hastanın deri muayenesini yapması, risk gruplarını deri kanserleri konusunda uyarması ve yönlendirmesidir.

Deriden çok değişik isimler altında kanser gelişir. Sık rastlananlar, derinin en dış tabakası olan epidermisteki skuamöz hücrelerden kaynaklanan skuamöz hücreli kanser (SHK) ve bu hücrelerin daha derin kısmında yer alan ve bazal hücreler diye adlandırılan yuvarlak hücrelerden kaynaklanan bazal hücreli kanser (BHK)dir.

Deri kanserinin belirtileri nelerdir?

Derideki herhangi bir değişiklik kanser açısından uyarıcıdır. Deri üzerinde zaman zaman açılıp kapanan bir yara ya da kabarıklık deri kanseri belirtisi olabilir. Buna kaşınma, akıntı, kanama ve kabuklanma eşlik edebilir.

Deri kanseri küçük, düz yüzeyli, parlak ve soluk değişiklikler şeklinde kendini gösterebilir veya üzeri düzensiz, kuru veya pul pul dökülen yassı, kırmızı nokta şeklinde de başlayabilir. Kesin teşhis için, doku örneğinin alınıp (biyopsi) patolojik inceleme yapılması gerekir.

Deri kanserleri çoğunlukla görünebilen yerlerde olduğundan tanınması, uzun araştırmalara ve tetkiklere gerek olmaksızın teşhis konması kolaydır. Erken tanının önemi yanında , esas üzerinde durulması gereken nokta konunun ciddiye alınması ve uzman gruplar tarafından uygun tedavi yönteminin seçilmesidir.

Klinik gözlemler, ülkemizde deri kanserlerinin hasta ve sağlık personeli tarafından yeterince ciddiye alınmadığı yönündedir. Oysa, uygun teknikle tedavi edildiği takdirde deri kanserlerinde iyileşme yüzde yüze yakındır. Erken tanı ile tedavi maliyetleri düşecek, iş gücü kaybı azalacak ve tedaviye bağlı estetik ve fonksiyonel kayıplar hiç görülmeyecek veya minimal olacaktır.

Kampanyalarla ve medya aracılığı ile halkın ve sağlık personelinin eğitimi deri kanserinin erken dönemde yakalanmasına imkan verecektir. Burada üzerinde durulması gereken iki önemli nokta vardır;

1. Kişinin kendi derisini kontrol etmeyi öğrenmesi,

2. Sadece cildiye uzmanlarının değil tüm hekimlerin, hasta başka nedenlerle müracaat etse bile, hastanın deri muayenesini yapması, risk gruplarını deri kanserleri konusunda uyarması ve yönlendirmesidir.

Deriden çok değişik isimler altında kanser gelişir. Sık rastlananlar, derinin en dış tabakası olan epidermisteki skuamöz hücrelerden kaynaklanan skuamöz hücreli kanser (SHK) ve bu hücrelerin daha derin kısmında yer alan ve bazal hücreler diye adlandırılan yuvarlak hücrelerden kaynaklanan bazal hücreli kanser (BHK)dir.

Teşhis

BHK vs SHK genel olarak aynı yolla teşhis ve tedavi edilirler.

Biyopsi:

Doku örneği alınması için değişik seçenekler mevcuttur. Hangi biyopsi yönteminin seçileceği tümörün yerleşim yerine, şekline ve başvurduğu kliniğe göre değişir.

1. Açık yara varsa, yara üzerinden bir cama (lam) akıntının bulaştırılması ile örnek alınması mümkün olabilir.Bu yöntemle yanılma payı vardır.

2. Açık yara varsa, yara üzerinden tıraşlama yöntemi ile örnek alınıp bir cama (lam) yayılabilir veya formol içinde saklanabilir.Bu yöntemle de yanılma payı vardır.

3. İğne biyopsisi yapılabilir. Sık başvurulan bir yöntem değildir.

4. Silindir şeklindeki bir alet aracılığı ile doku örneği alınabilir (punch biyopsi).

5. Yaranın bir bölümü cerrahi olarak çıkarılabilir (insizyonel biyopsi)

6. Yaranın tamamı cerrahi olarak çıkarılabilir (eksizyonel biyopsi)

Son 3 yöntemde yanılma payı çok azdır. Yukarıdaki şekillerden herhangi biri ile yapılan biyopsi mikroskop altında incelenir ve teşhis konur.

Deri kanserleri nadiren bölgesel lenf bezlerine yayılma yapar. Buna rağmen, hızla büyüyen veya uzun süredir var olan ya da geniş yer kaplayan deri kanserlerinde lenf bezleri de dikkatlice muayene edilmeli, büyümüş lenf bezi varsa doğrudan veya ultrasonografi altında ince iğne biyopsisi yapılmalıdır. Bazı özel durumlarda, ileri radyolojik testler yapılmasına gerek duyulabilir.

Tedavi Planlaması

Tedavide amaç, tekrar ortaya çıkmayacak şekilde kanserli dokunun tümüyle çıkarılması veya tümüyle tahrip edilmesidir. Bu işlem hastada az iz bırakmalı ve işlev kaybına neden olmamalıdır. Tedavi şekli her hasta için ayrı ayrı planlanmalıdır. Deri kanserlerinin çoğunun güneş ışınına fazla maruz kalan yüz bölgesinde görüldüğü göz önüne alınırsa, tedavinin planlanmasının önemi de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Hastanın yaşı, derisinin iz bırakma özelliği, genel durumu ve önceki hastalıkları yanında kanserin yerleşimi, büyüklüğü ve lenf bezlerine yayılma olup olmaması da tedavi seçimini etkiler.

Cerrahi tedavi

Deri kanserlerinin çoğu lokal anestezi ile yapılabilen kısa ameliyatlarla tedavi edilebilirler. Biyopsi amacı ile yapılan ameliyat biraz geniş tutularak (eğer bu işlem ciddi bir nedbe bırakmayacaksa) tanı ve tedavi işlemi aynı anda gerçekleştirilebilir. Yüzde özellikle göz kapağı, kulak ve burun gibi bölgelerde geniş biyopsi yapma olanağı yoktur. Patolojik incelemede kanserin tümüyle çıkarılmadığı veya kanser hücrelerinin yara kenarlarına çok yakın olduğu rapor edilirse, ikinci bir ameliyatla bölgenin daha geniş çıkarılması gerekebilir.

Estetik ve fonksiyonel açıdan risk taşıyan bu bölgelerde, önce sadece tanı amaçlı işlem, ardından tedavi planlanmalıdır. Bulunduğu yere bağlı olmak kaydıyla küçük deri kanserlerinin çoğunda yara dudakları karşı karşıya getirilerek, yara primer kapatılabilir.

Bunun mümkün olamadığı durumlarda, yaranın yakınından hazırlanan deri flepleri veya kanser yüzde ise, tercihen kulak arkasından alınan tam kalınlıkta deri grefti yarayı kapatmak için kullanılır. Bazı hallerde, kansere uzak bölgeden hazırlanan flepler ile onarım gerekebilir. Uygun yerleşimdeki deri kanserlerinin cerrahi olarak çıkarılmasından sonra, ince deri greftleri onarım için yeterli olabilir. Deri kanserlerinin cerrahi tedavisinde plastik cerrahi açısından çok değişik seçenekler mevcuttur, önemli olan doğru cerrahinin planlanmasıdır.

Radyoterapi (ışın-şua tedavisi)

Deri kanserlerinin çoğu ışın tedavisine duyarlıdır. Yüksek enerjili ışınlar kanser hücrelerinin çoğalmarını engeller ve bu hücrelerin ölümüne neden olurlar. Radyoterapi günde birkaç dakika süren, tümörün ve hastanın genel durumuna bağlı olarak toplam 2-5 haftayı kapsayan bir tedavi yöntemidir. Tedavinin cerrahiye göre daha uzun sürmesi bir dezavantaj olmasına karşın anestezi ve diğer cerrahi yan etkilerin olmaması bir avantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Radyoterapi ile küçük deri tümörlerinde hastalığın kontrolü ve tedavi şansı cerrahi ile eşittir. İyi kalitede yapılmış radyoterapinin estetik sonuçları da yüz güldürücüdür.

Tedavinin yan etkileri açısından bazı hastalarda tedavi sırasında tedavi alanında kızarıklık, sulanma ve deride renk değişiklikleri görülebilir ve bu yan etkilerin büyük bir çoğunluğu tedavi bitiminden birkaç hafta sonra iyileşir. Geç dönemde ise nadiren tedavi bölgesindeki derinin renginde ve yapısında ( kuruluk, incelme, deri üzerinde ince kan damarlarının oluşması gibi) değişiklikler yaratabilir.

Daha önceden radyoterapi yapılmış bölgede kanser yeniden gelişirse cerrahi tedavisinde bazı güçlükler doğabilirse de günümüz plastik cerrahi ameliyat teknikleri ile bu bir sorun oluşturmamaktadır.

Radyoterapi hastanın klinik durumuna, tercihine ve beklenen estetik sonuçlara göre farklı amaçlarla kullanılabilir ;

Biyopsi ile tamamı çıkarıltılmış deri kanserinin patoloji raporunda cerrahi sınırlarda tümör hücresi saptanmış ve hasta tekrar ameliyat olmak istemiyorsa veya yapılacak cerrahi girişimin estetik sonuçlarının iyi olmayacağı düşünülüyorsa radikal radyoterapi (kür sağlamaya yönelik) uygulanır.

Sadece tanı amacı ile biyopsi yapılmışsa ve hasta ameliyat istemiyorsa veya yapılacak cerrahi girişimin estetik sonuçlarının iyi olmayacağı düşünülüyorsa radikal radyoterapi uygulanır.

Ameliyat öncesi radyoterapi yapılarak büyük tümörlerin küçültülmesi ve ameliyata uygun hale getirilmesi amacıyla radyoterapi uygulanabilir ve ameliyatta tümör çıkarılıp genellikle plastik cerrahi yöntemleri ile kapatılır.

Ameliyat sınırlarını geçmiş hastalarda radikal veya palyatif (kür sağlamaya yönelik olmayan ve hastanın yakınmalarının giderilmesine yönelik ) radyoterapi uygulanabilir.

Radyoterapinin özel bir şekli olan brakiterapi ( -interstisyel radyoterapi-doku içine radyoaktif tellerin yerleştirilmesi ve yeterli tedavi yapıldıktan sonra bu tellerin çıkarılması) ile dudak kanseri gibi bazı özel lokalizasyonlarda iyi fonksiyonel ve estetik sonuçlar alınmaktadır.

Küretaj (kazıma) ve elektrikle kurutma

Deride kanserli bölge kaşık şeklindeki bir küretle kazınır, özel bir cihazdan sağlanan elektrik akımı ile kanama durdurulur ve kanser hücreleri öldürülür. Sonunda düz,beyaz bir iz kalır. Bu işlem deri kanserlerine alışkın bir deri hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır. Sık başvurulan bir tedavi yöntemi değildir.

Dondurma yöntemi ile tedavi (cryosurgery)

Küçük deri kanserlerinin tedavisinde aşırı soğuk kullanılabilir.Sıvı nitrojen tümör üzerine uygulanır,anormal hücreler ölür.Buzların çözülmesinden sonra ölü dokular vücuttan ayrılır. İşlemin ikinci kez uygulanması gerekebilir. Bu işlem genellikle acıtmaz,uygulanan bölgede ağrı ve şişlik olabilir.İyileşme sonrası beyaz bir iz kalabilir. Kesinlikle bu konuda uzman bir doktor tarafından uygulanması gereken bir tedavidir.

Lokal kemoterapi

Krem ya da losyon şeklindeki antikanser ilaçlar aktinik keratozda olduğu gibi yüzeyel deri kanserlerinde de lokal olarak kullanılabilir. Fluorouracil (5-FU) birkaç hafta boyunca her gün lezyon üzerine uygulanır. Uygulama sırasında yoğun inflamasyon görülür, zamanla geçer, genellikle iz kalmaz.

DEODORANTLAR VE MEME KANSERİ

Çarşamba, 07 Kasım 2007

İngiltere de Reading Üniversitesi nden bir grup bilim adamı tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, deodorantların meme kanserlerine yol açabileceğini ortaya koydu.Journal of Applied Toxicology adlı tıp dergisinde yer alan araştırmanın, bilim dünyasında yeni tartışmalara yol açacağı belirtiliyor.

Araştırmacıların 20 meme tümörünü inceledikleri, 18 inde, parabens olarak bilinen sentetik kimyasalın bulunduğunu tespit ettiği öne sürüldü.

Bilim adamları, ilk kez parabens adlı kimyasalın tümörlerin içindeki varlığının tespit edildiğine işaret ederken, araştırma sonuçlarını Journal of Applied adlı dergiden alıntı yaparak yayımlayan The Observer, Bu araştırma yanıt vermekten ziyade, soruları artırıyor yorumunda bulundu.

Reading Üniversitesi bilim adamlarının, insanlar tarafından üretilen kimyasal maddelerin deri tarafından emildikten sonra dokularda biriktiğini düşündüklerine de işaret eden Observer, Ancak kanserle mücadele eden dernek ve kuruluşlar bu sonuçların ihtiyatla karşılanmasını tavsiye ediyor. Bu kuruluşlar, kozmetik ürünleri, deodorantlar ve terlemeyi önleyici malzemeler ile kanser arasındaki ilişkinin henüz kanıtlanmış sayılamayacağını vurguluyor ifadesine yer verdi.

Bu arada, araştırmayı yapan ekibin başkanı Dr. Philippa Darbre, yaptığı açıklamada, meme dokularında söz konusu kimyasal maddeye rastlanmasının önem taşıdığını belirterek, Zira diğer bazı araştırmalar da ortaya koydu ki, bu tür kimyasallar östrojenin kanser gelişimine yaptığı katkıyı taklit edebiliyor dedi.

Dr. Darbre, araştırmanın bir ilk adım olduğunu, şimdi sırada sağlıklı dokuların da bu tür kimyasallar içerip içermediğine bakılmasının bulunduğunu bildirdi. Bu dokularda da bu tür kimyasallara rastlanması halinde bu kez de bunların yoğunluklarına bakılması gerektiğini belirten Dr. Darbre, bir kesimin deodorantların içinde bulunan kimyasalların deri tarafından emilmediğine, diğer bir kesimin de bunun tam tersine inandığına işaret etti. Darbre, Aslında kadınlar yüzyılllarca bu tür kozmetikler olmadan idare edebilmiş, bugün bunlara gerçekten ihtiyaç bulunup bulunmadığı sorusuna da yanıt verilmelidir diye konuştu.