‘Kadın Sağlığı’ Kategorisi için Arşiv

PAP SMEAR TESTi

Çarşamba, 07 Kasım 2007

1940 lardan bu yana, rahim boynu kanseri olan kadınlarda ölüm oranı yüzde 70 azaldı. Bunun en önemli nedeni, kadınların çoğunun PAP Smear testi ile taranmasıdır. Tamamen yanılmaz bir yöntem olmasa da, bu test rahim boynu kanserinin yüzde 95 ini ortaya çıkarır.Daha önemlisi, bunları çıplak gözle görülemeyecek, ama tedavi edilebilecek ve hemen hemen her zaman iyileşebilecek bir safhadayken ortaya çıkarır. PAP Smear testi bazen bir endometrial kanser veya yumurtalık kanserinin varlığını da gösterebilir.

İlk PAP Smear test, cinsel ilişkiye başladıktan hemen sonra, ikincisi bir yıl sonra yapılmalıdır. İkisinin sonucu da normalse, ondan sonraki smear testlerinizi doktorunuzla kararlaştıracağınız aralıklarla yaptırabilirsiniz. Ancak yüksek risk grubuna giriyorsanız, yılda bir defa test yaptırmanız şarttır. Yüksek risk grubuna girenler; cinsel ilişkiye 18 yaşından küçük başlamış, birçok kişiyle cinsel ilişkide bulunmuş, herpes ve sigil gibi cinsel ilişkiyle bulaşan hastalık geçirmiş olan kadınlardır. PAP Smear testi yaptırmayı 60 yaşına geldiğinizde (ve 60 ıncı yaş gününüzden itibaren iki defa normal smear sonucu almışsanız) bırakabilirsiniz.

Eğer anneniz size hamileyken DES denilen sentetik östrojen aldıysa yüksek risk grubuna dahilsiniz demektir. 14 yaşından başlayarak (hatta daha erken adet görmüşseniz daha önce) yılda en az bir defa smear testi yaptırmanız gereklidir.

Rahim boynunun büyük bir bölümüne yayılmış ve rahime atlamış olan bir kanserde radikal histerektomi yapılır. Doktor rahimi (rahim boynuyla birlikte), vajinanın üst kısmını, etraftaki dokuların bir bölümünü, lenf düğümlerini ve fallop tüplerini alır, ancak genç kadınlarda yumurtalıklardan biri veya her ikisi de yerinde bırakılır. Sonra radioterapi uygulanır. Lenf düğümlerine yapılan biopsi, kanserin yayılmış olduğunu gösterirse kemoterapi de yapılabilir.

PANİK BOZUKLUK BAYANLARDA DAHA YAYGIN

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Cumhuriyet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, panik bozukluğu, kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla görülüyor.Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Doğan, Sivas ta yaptıkları araştırmada, kadınların yoğun korku ve huzursuzluk durumu olan panik bozukluğuna sahip olma oranının, erkeklere göre yüksek olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Araştırmada kentteki kadınların yüzde 7.3 ünde panik bozukluğu olduğunu tespit edildi. Bu oran erkeklerde ise yüzde 2.36 olarak belirledi.

Araştırmalarında Sivas ta bu rahatsızlığın yaşam boyu yaygınlığını da yüksek tespit ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Doğan, kentte yaşam boyu panik bozukluğu yaşayanların oranını yüzde 5.1 olarak saptadıklarını söyledi.

Nedenleri

Hastalığın, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örneğin, korkulan bir hayvan, kalabalık ortamda faaliyet gibi bir durumu takiben de başlayabilir” dedi. Panik bozukluğunun, agorafobili yada agorafobisiz olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Agorafobili panik atak hastalarında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma, kalabalık caddelerden geçememe, kalabalık mağaza, marketlere girememe, kapalı ortamlar ve kapalı araçlardan kaçınma gibi rahatsızlıklar yaşanabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Böylece sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir.”

ORGAZM OLAMAMA (KADINLARDA)

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Anorgazmi (kadınlarda orgazm olamama), orgazma ulaşmayı hiç öğrenmemiş olma (preorgazmı veya primer anorgazmi) veya orgazm olabilme yeteneğini kaybetme (sekonder anorgazmi) şeklinde görülebilir. 25 yaşını bitirmiş kadınların % 10 unun orgazma ulaşmayı hiç öğrenmedikleri öne sürülmektedir.
Primer Anorgazmi (Preorgazmi)

Orgazm olmayı “öğrenme”, batı dünyasında yaygın olan cinsel yasaklayıcı kültürlerin bir komplikasyonu sayılabilir. Kadınların çoğu, orgazm olabilmeyi güvenilir bir eşle, toplumca onaylanan güvenilir, emniyetli ve özel bir çevrede öğrenebilirler.

Bazı kadınlar, ilk cinsel deneyimlerinde orgazm olabildikleri hal-de bazıları da bunu hiçbir zaman gerçekleştiremezler. Kendi kendine veya arkadaşlarından görerek masturbasyon yapan okul öncesi kız çocukları da, preorgazmi terapi gruplarına katılan 70-80 yaşındaki kadınlar da, orgazm olmayı öğrenebilirler. Seks terapistleri, fizyolojik olarak orgazm olabilme yeteneği bulunmayan kadınların olduğuna inanmamaktadırlar. İlk kez orgazm olmayı öğrenmek, her istediğinde orgazm olabilmeyi öğrenebilmekten daha kolaydır.

Primer anorgazmisi olan kadınların bir kısmının, cinsel coşku düzeyleri pek yüksek değildir ve cinsel ilişkinin sadece “hoş” olduğunu düşünürler. Dokunulmak, öpülmek, okşanmak, ilgi çek-mek ve beğenilmek onlar için çoğu kez yeterlidir. Diğer taraftan, yüksek düzeyde cinsel tepki gösteren fakat orgazm olamayan kadınlarda bu durum büyük gerginlik yaratır. Emosyonel irritabilite, huzursuzluk ve vasküler genişlemeye bağlı pelvik ağrılar ortaya çıkabilir.

Orgazm varlığına veya yokluğuna ilişkin öykü alırken, önemli olan, kadının yüksek düzeyde cinsel gerginlik ve coşkudan sonra rahatlama ve gevşeme hissi duyup duymadığının sorulmasıdır. Orgazm tanımı bireylere göre çok değişkendir, bazı kadınlar bu de-neyimi tanımlayacak sözcük bulamazlar. Karakteristik olarak, yük-sek gerginliği izleyen rahatlama ve gevşeme orgazmın evrensel bir göstergesidir.

Orgazma ulaşamayan kadınlarda, aşağıdaki sorunlardan bir ve-ya birkaçı mevcuttur:

l-Sosyo kültürel yasaklamalar, “Sen yapmamalısın… Bu yasak-lamaların en azından bir bölümü, yoğunluğu farklı da olsa, evrenseldir. Bu sosyo kültürel yasaklamalar, öğretici olabilecek masturbasyon veya diğer şekil cinsel deneyimleri de engeller.

2-Bilgisizlik. Seks ve cinselliğe ilişkin bilgi eksikliği, normal cin-sel gelişmeyi önemli ölçüde engeller. Yaşamın hemen hemen tüm diğer konularında çocuklarımıza, bunları kullanabilecek duruma gelmeden çok önce, önemli ölçüde bilgi sağlarız. Buna karşılık geleneksel kültürel yapımızda, cinsel bilgisizlik, özellikle kadınlar için bir erdemdir. Neyse ki bu yapının yavaş da olsa değişmekte olduğunu görüyoruz.

3-Duyarlı, bilgili, sıcak, yaşamı seven bir kadının, nasıl olduğuna ilişkin yeterli rol modelinin bulunmayışı. Çoğu zaman böyle bir rol modeli olarak anne, teyze, abla seçilirse de bazı kızlar başka kadınları da alabilirler. Eğer uygun bir rol modeli yoksa, adolesan çağındaki kızların gelişimi önemli ölçü-de engellenir.

4-Aşırı dinsel inançlar. Din adamlarının önerilerinin ötesinde dinsel inançlar taşıyan kadın veya erkekler, cinsel açıdan da-ha az aktif olabilirler. Ancak, l00.000 kadın üzerinde yapılan Redbook araştırmasına göre, dini inançlarına daha bağlı olduklarını söyleyen kadınların, kendilerini Allah a inanmayan veya dinsiz olarak niteleyenlere göre cinsel açıdan daha aktif oldukları saptanmıştır. Bu nedenle cinsel fonksiyonları, dine bağlılığın değil, aşırı veya nörotik dinsel inançların olumsuz yönde etkilediği söylenebilir.

5-Güvenilir, emin, sosyal açıdan kabul edilebilir ve özel bir atmosferde, ödüllendirici ve destekleyici koşullarda deneyime girişme olanağını bulamama.

6-Eşin erken ejakülasyon sorunu olması (5. faktörle ilgili)

7-Eşin ereksiyon sorununun olması (5. faktörle ilgili)

Bu yedi faktör içinde en önemli olanlar ilk ikisidir.

Orgazm olmayı öğrenmek tek başına, bir eş ile birlikte, terapi grubunun bir üyesi olarak veya danışmanlık hizmetleri sonucunda, gerçekleştirilebilir. Eşin varlığı olmaksızın, kendi kendine stimülasyon, öğrenme sürecini büyük ölçüde kolaylaştırır. Kendi kendine stimülasyonu kabul etmeyenler ise, basınçlı bir su kaynağı veya vibrator kullanarak orgazm olmayı öğrenebilirler.

Sekonder Anorgazmi

Geçmişte orgazmik fonksiyonlar var iken, daha sonra bu yeteneğin kaybedilmesine sekonder anorgazmi denir. Orgazm olabilme yeteneğini yitiren kadınların çoğunda bir nedensel olay vardır. Bu olay alkolizm, depresyon, üzüntü, ilaçlar, hastalık, veya menopoza ilişkin östrojen azlığı olabilir. Neden, kadının cinsel değerler sistemini zedeleyen herhangi bir olay da olabilir.

Dikkatle soruşturulduğunda hemen her kadın, kendisinden, eşinden, ilişkilerinden ve cinsel etkileşimlerinden neler beklediğinin bilincindedir. Bunlar kabaca, biyofiziksel ve psikososyal gereksinimler olarak sınıflandırılabilir. Bu gereksinimler doyurulmadığı sürece kadın cinsel açıdan tepkisiz kalacaktır. Karşılanmamış bir gereksinimin farkına varılıp düzeltildiğinde sorun genellikle çözülür. Bu cinsel değerler sıcak, rahat ve özel bir yer gereksinimi kadar basit olabileceği gibi, güven, aşk, saygı ve içtenlik gereksinimi gibi, çok daha karmaşık olabilir.

Koşula Bağlı Anorgazmi

Bazı kadınlar, bazı özel durumlarda, orgazm oldukları halde, koşullar değiştiğinde orgazma ulaşamazlar. Çok sayıda kadın kendi kendine stimülasyon, eşinin elle veya oral stimulasyonu veya vibratör kullanarak orgazm olabildikleri halde, sadece penis-vajen ilişkisiyle orgazma ulaşamazlar (veya kadın, sadece belli bir eş ile orgazm olabilir). Bu gibi durumlar hastalık olarak ele alınmamalı, normal cinsel davranış sınırları içinde kalan bir varyasyon olarak kabul edilmelidir. Ancak kadın, bu cinsel davranışının değişmesini istiyorsa yardım önerilmelidir.

Bu tür yakınmaları olan kadınlar, tek başlarına veya eşleri ile birlikte, orgazm olmasını önleyen faktörlerin neler olduğunu belirlemeye çalışmalıdırlar. Bu faktörler yorgunluk, başka duygusal bozukluklar, cinsel ilişkide bulunmak istemediği halde zorlanma veya eğinin cinsel fonksiyon bozukluğu olabilir. Kadına, gereksinimlerini eğine daha iyi anlatması, sorunu nedeniyle endişelenmemesi, başarmaktan çok, duygularına önem vermesi ve istemli kas kasılmaalrını artırması öğütlenebilir.

Bu gibi insanlarda, “kadın üstte” olduğu pozisyonlar önerilebilir. Bu pozisyon klitorisin penis tarafından daha çok uyarılmasına ve kadının hareketlerini daha iyi kontrol edebilmesine olanak sağlar. Ayrıca, “köprüleme”de yararlı bir teknik olabilir.

“Köprüleme”, başarılı olan cinsel uyarı tekniğinin, istenen teknikle birlikte kullanılarak vücuda, istenen teknikle orgazm gerçekleştirmenin öğretilmesidir. Örneğin, el stimulasyonu ile orgazm olduğu halde penis-vajen ilişkisinde bunu başaramayan kadınlara, düzenli olarak, bu iki tekniğin birlikte uygulanması önerilir. Bu eğitim süreci, çoğu kez bir yıldan uzun süre alır.

Raslantısal Anorgazmi

Bazı kadınlar, orgazm olabildikleri halde, orgazm sıklığını kendileri için yeterli düzeyde bulamayabilirler. Daha sık orgazm olabilmeyi isteyen bu kadınlar, genellikle gergin ve dikkatleri kolayca dağılabilen bir yapıya sahiptirler veya tepkilerini artıracak kas kasılmalarını kullanmazlar. Bu tip kadınlar, kontrollerini kaybetmekten, içgüdüleri ile hareket etmekten hoşlanmazlar. Yaşamlarının diğer alanlarında da kontrollü hareket etme isteği ön plandadır, çoğunlukla konularında uzman, saygın, çeşitli mesleki ve sosyal kurumlarda sorumluluk alabilen kadınlardır. Ev hanımı olarak titizdirler. Diğer taraftan, seksten çok fazla hoşlanmazlar. Terapi, cinsel duyguları her zaman kontrol etme gereksiniminden vazgeçmeye yönelmelidir.

NABOTH KiSTi

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Noboth kisti (Alman anatomisti Martin Nabouth un adı verilmiştir). Rahim boynundaki bir mukus bezi tıkanırsa ortaya çıkar. Bu durum, ya genellikle (doğumdan sonra olduğu gibi) yeni dokunun bezin üzerinde gelişmesi nedeniyle veya (yaşlı kadınlarda olduğu gibi) incelen rahim boynu dokusu doğal salgıları dur-durduğu için ortaya çıkar.Belirtiler : Rahim boynunda muayene sırasında tespit edilen içi sıvı dolu bir yumru.

Genellikle alt karın muayenesi sırasında teşhis edilirler. Bir Naboth kisti çok ender olarak tedavi gerektirir.

Tedavi - Ameliyat

Gerekirse, kist koterize ederek (dağlayarak) veya cryosurgery (çok düşük derecede soğuk uygulamak) yöntemiyle çıkarılır. Operasyon muayenehanede ve genellikle lokal anestezi bile uygulamadan yapılır.

MIYOMLAR

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Miyom (fibroid) rahim duvarında veya ona yapışık olarak gelişen iyi huylu bir tümördür. Tek bir fibroid olabileceği gibi, birçok fibroid bir arada da bulunabilir. Bir bezelye kadar küçük ya da bir greyfurt kadar iri olabilir. Kadınların çoğunda hiçbir semptom hissedilmez (Fibroidlere, leyomiyom, miyom veya fibromiyom da denir).Belirtiler

- Fazla miktarda ve uzayan adet kanamaları;

- Karnın alt kısmında veya sırtın altında ağrı veya baskı hissi.

- Karnın altında ani keskin sancı (Acil Durum Belirtisi)

Fibroidler normalde çok yavaş gelişirler. Ancak, östrojen seviyesinin artması halinde tepki verirler. Bu nedenle hamilelik devresinde veya östrojen takviyesi yapıldığında hızla büyüyerek yayılırlar. Menopozdan sonra, östrojen almamanız kaydıyla, tümörler genellikle küçülür, hatta bazen kaybolurlar.

Fibroidler nadiren habistirler ve çoğu pek sorun yaratmaz. Kadınlarda çok sık görülen bir oluşumdur. 35 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 20sinde fibroid vardır. Fibroidiniz varsa, çok büyümediklerinden emin olmak için doktor kontrollerinizi aksatmamalısınız. Adet görürken kanamanız çok şiddetli oluyorsa, zaman içinde demir eksikliği sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Fibroidler hamile kalmayı zorlaştırabilir ve eğer hamileyseniz düşüğe neden olabilir veya doğumu zorlaştırabilir.

Bazen rahim duvarına yapışık olan bir fıbroidin, kan ve oksijen ihtiyacı artar. Böyle bir durumda, karnınızın altında keskin bir acı hissedersiniz; bu acilen ameliyat yapılarak tümörün alınmasını gerektirir.

Teşhis

Doktor alt karın muayenesini yaparken varlıklarını hissedeceği için, fıbroidler genellikle kolay fark edilirler. Eğer ne oldukları konusunda şüphe varsa doktor bilgisayarlı tomografi veya ultrasonografi isteyebilir ya da, rahim duvarından doku örneği alabilmek için (küçük bir operasyon olan) kürtaj yapar.

Tedavi

Hiçbir belirti yoksa, tedaviye gerek olmayabilir. Belirtiler varsa ve çocuk doğurmayı planlamıyorsanız, doktorunuz histerektomi (rahmin alınması) önerebilir. Alternatif olarak yalnız fibroidlerin alınması düşünülebilir. Ancak, “miyomektomi” denilen bu işlem de büyük bir ameliyattır ve komplikasyon çıkma ihtimali, histerektomiye kıyasla daha fazladır. Vakaların yüzde 10 unda fibroid tekrar çıkar.

MITTELSCHMERZ (ORTA AGRISI)

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Mittelschmerz (orta ağrısı anlamına gelen Almanca bir sözcük) adet döneminin orta noktasında, yumurtlama sırasında ortaya çıkar. Birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen, tipik künt bir ağrıdır. Az bir kanamayla birlikte veya tek başına olabilir. Sebebi belli değildir. Bir teoriye göre, yumurtalıkta yumurtayı salıvermek için aralanan folikülün içindeki sıvı karın boşluğuna kaçarak rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Kanamanın sebebi ise yumurtlama sırasında östrojenin aniden düşmesi olabilir.Belirtiler

- Yumurtlama sırasında alt karın bölgesinde ağrı;

- Bazen ağrıyla birlikte hafif bir kanama.

Ağrının yeri ve zamanlaması genellikle “Mittelschmerz”in tanımlanmasına yardım eder. Bazı ender vakalarda ağrının şiddetli apandisitle karıştırılmasına neden olabilir. Bu rahatsızlık hiçbir önemli bozukluğun belirtisi değildir.

ilaç Tedavisi

Ağrıyı rahatlatmak için hafif bir ağrı kesici alabilirsiniz.

MENOPOZ SONRASI VAJiNiTi

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Menopozdan sonra bütün östrojen seviyeniz düştüğü için vajina dokusu daha ince bir hale gelir. Dokununca acıyan küçük noktalar ve çatlaklar oluşur. Bunlar yukarıdaki bulguları ortaya çıkarabilir ve sizi enfeksiyonlara karşı daha dayanıksız hale getirir. Bir teşhis koyabilmek için doktorunuz gelişmeyi anlattıracak ve alt karın muayenesi yapacaktır. Gerekirse, akıntı örneğini analiz ettirecektir.Belirtiler

- Menopoz sonrası vajinada acıma, yanma ve kaşınma;

- Olağan dışı ince, sulu vajina akıntısı;

- Cinsel ilişkide acı duyma;

- Vulvanın şişmesi veya kızarması.

İlaç Tedavisi

Enfeksiyon varsa doktor muhtemelen antibiyotik verecektir. Vajinaya doğrudan (örneğin, dietilstilbestol krem veya fitili) uygulanacak östrojen, vajina duvarlarını kalınlaştıracak ve kayganlığı sağlayacaktır. Ancak bu, arada yeniden rahim kanamasına neden olabilir.

MENOPOZ SONRASI KANAMA

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Son kanamanızdan 1 yıl veya çok daha sonra ortaya çıkan vajinal kanamadır. Menopozdan sonra ani bir kanamanız olursa, bunun birçok izahı bulunabilir. Vajinada bir enfeksiyon meydana gelmiş olabilir veya vajinanızın duvarları daha ince ve hassas bir hale geldiği için cinsel ilişkiden ya da vajinal temizlikten sonra biraz kanama olabilir. ilaç olarak alınan östrojen de kanamaya sebep olabilir. Endometrium kanseri de bir kanama nedeni olabilir. Hemen doktorunuzu görün.Teşhis

Doktorunuz alt karın muayenesi yapacaktır. Öncelikle kanın nereden geldiğini tespit etmeye çalışacaktır. Çünkü, kanama üreme yolu üzerinde, rahimde veya onun alt kısmında, rahim ağzı ya da vajinada olabilir. Hatta idrar yolları veya rektumdan da gelebilir. Eğer kanamanın vajinadan geldiği belli olursa, doktorunuz muhtemel sebebi anlayabilmek için rahim ağzı biyopsisi isteyecektir. Ayrıca kanamanın sadece vajinadan geldiğine emin olmak için kürtaj da yapacaktır. Her ikisi de küçük operasyonlardır. biyopsi için rahim ağzından küçük bir parça alınır. Kürtajda ise rahimin iç duvarı kazınır. Doktorunuz kan ve idrar testleri de isteyebilir. Bazen, yoğun araştırmalardan sonra bile doktor, bir defalık adet sonrası kanamasına hiçbir açıklama bulamaz. Kanama bir daha hiç olmazsa endişelenmek için sebep yoktur. Ama tekrarlarsa sonunda sebebi bulunana kadar, tekrar muayene ve testleri yaptırmanız gerekecektir.

Kanama altında yatan sebebe bağlı olarak, çok önemsiz veya çok ciddi, ya da ikisinin arasında herhangi bir şey olabilir.

Tedavi

Tedavi olayın sebebine bağlıdır. Örneğin, vajinal duvarlardaki dokular incelmişse, doktorunuz östrojen içeren bir vajinal krem veya suprozituvar önerebilir. Vajinal enfeksiyonlar genellikle antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Kanserseniz, ameliyat, radyoterapi, kemoterapi veya bu tedavilerin birleşimine ihtiyacınız olabilir.

MENOPOZ SONRASI HORMON KULLANIMI RİSKLİ

Çarşamba, 07 Kasım 2007

İngiltere�de yürütülen bir araştırma, kadınlarda menopoz döneminde kullanılan hormon düzeyini dengeleyici replasman tedavisinin, yumurtalık kanserine yakalanma ve ölüm riskini yüzde 20 artırdığını ortaya koydu. Uzmanlar, kısa adı �HRT� olan uygulamanın, çok kısa süreli ve düşük dozlarda kullanılması gerektiği uyarısını yapıyor.

İngiltere�de kanser araştırmaları vakfının yürüttüğü kapsamlı araştırma, menopoz dönemindeki milyonlarca kadını çok yakından ilgilendiren sonuçlarıyla yankı buldu.

Araştırmaya göre, hormon replasman tedavisi olarak bilinen hormon seviyesini dengelemeyi hedefleyen yöntem kadınlarda yumurtalık kanserine yakalanma ve ölüm riskini yüzde 20 artırıyor.

Bir milyona yakın kadının katıldığı araştırmaya göre, kısa adı HRT olan uygulama, sadece yumurtalık değil, meme ve rahim kanserine yakalanma riskini de ikiye katlıyor.

Çarpıcı bir bulgu da HRT kullanımının, 1991-2005 yılları arasında takip edilen yumurtalık kanserli kadınlar arasında fazladan bin kişinin ölüme yol açtığı yönünde.

Ancak uzmanlar, uygulama bırakıldıktan sonra yumurtalık kanserine yakalanma riskinin 5 yıl içinde normale döndüğü de belirtiliyor.

Ve kadınları bu tedaviyi kısa süreli ve mümkün olan en düşük dozlarda kullanmaya çağırıyor.

Ülkemizde de yaygın olarak kullanılan hormon replasman tedavisiyle menopoz dönemindeki kadınlarda hormon düzeyi eski seviyesine getiriliyor. Tedavi, bu süreçteki fiziksel ve psikolojik sorunları da azaltmaya yardım ediyor.

MENOPOZ SONRASI DIS KAYBI

Çarşamba, 07 Kasım 2007

Menopoz sonrası östrojen, kalsiyum ve D vitamini kombinasyonunun, kadınlarda diş kaybını önleyebildiği saptandı.Kalsiyum ve D vitamininin diş sağlığı üzerinde önemli rolü olduğuna değinen uzmanlar, östrojenle kombinasyon oluşturulması durumunda, dişlerdeki kemik yoğunluğunun artabildiğini ve diş kaybının önlenebildiğini belirtti.

65 yaşın üzerindeki insanların yüzde 40�ının tüm dişlerini kaybettiğinin bilindiğine değinen uzmanlar, 65 yaşın üzerindeki kadınlarda bu riskin daha fazla olduğunu bildirdi. Bu riskin, kadınlarda menopoz sonrası daha da yükseldiği biliniyor.

Diş hastalığı bulunmayan menopoza girmiş 135 kadın üzerinde üç yıl süren araştırma yapıldı. Deneklerin bir kısmı günlük östrojenin yanı sıra kalsiyum ve D vitamini hapı aldı. Kontrol grubuna ise sadece şeker hapları verildi. Üç yıl sonra östrojen, kalsiyum ve D vitamini alan deneklerin diş yuvalarındaki kemik yoğunluğunun, yüzde 1.84 arttığı belirlendi. Kontrol grubunda ise bu oranın 0.95 olduğu gözlendi. Östrojen, kalsiyum ve D vitamini alan deneklerde, omurilik dahil vücut iskeletindeki kemik yoğunluğunun, önemli oranda arttığı belirlendi.

Araştırmada, kalsiyum ve D vitamininin dişlerdeki kemik yoğunluğunu artırılabildiği, östrojenin ise diş kaybını önleyebildiği saptamış oldu.

Kombinasyon tedavinin, kadınlarda menopoz sonrası diş sağlığı üzerinde bir bütün oluşturabildiği kaydedildi. Uzmanlar, her yıl en az bir kez diş kontrolü yaptırmanın diş sağlığı açısından önem taşıdığını da bildirdi.

Araştırma raporu, Archives of Internal Medicine adlı dergide yer aldı.