‘Cilt Hastalıkları’ Kategorisi için Arşiv

Sebase Hiperplazi (Sebase Adenom)

Pazar, 26 Ağustos 2007

Sebase adenom veya sebase hiperplazi yağ bezlerinin genişlemesi için kullanılan bir terimdir.Sebase Hiperplazi kimlerde, ne şekilde görülür?

Genellikle yaşlılarda alın ve çenede görülürler. Genellikle 3 mm boyutunda sarımsı kabarıklıklar şeklinde görülür. Dikkatle bakıldığında ortada kılın deriye açıldığı nokta görülür. Sıklıkla üzerinde belirgin kan damarları bulunur.Bazen bu bulgular cilt kanseri ile karıştırılabilir.

Sebase Hiperplazi nasıl tedavi edilir?

Sebase adenomda herhangi bir tedaviye gerek yoktur ve zararı da yoktur. Bununla beraber, tedavi gerekirse koter, laser ve krioterapi yapılabilir.

Şikayetler çok büyük olduğu zaman, ağızdan isotretinoin denen ilaç, bayanlarda antiandrojen (erkeklik hormonuna karşı etki gösteren tedaviler) durumun düzelmesine neden olur.

 

Anahtar kelimeler: sebase hiperplazi, sebase adenom

Saç Ekimi

Pazar, 26 Ağustos 2007

Saç ekimi dökülmüş veya seyrelmiş saçların tedavisi için kullanılan tek ve kesin tedavi yöntemidir. Doğru ellerde yüzde yüze yakın sonuç alındığından çok yüz güldürücü bir işlemdir. Saç dökülme nedeniyle olduğundan daha yaşlı görünme sorununu çözer ve dolayısıyla kişinin kendisiyle olan barışıklık düzeyini artırır. Tedavinin kalıcı olması en önemli noktalardan biridir.

Saç ekimi nasıl yapılır?

Genellikle iki yöntemle saç ekimi yapılmaktadır. Her iki teknik de canlı saç kökü naklini sağlar. Aralarındaki fark saçın alınma şeklidir. Birinci teknikte iki kulak arasında saç alınan yerde çizgi şeklinde bir iz kalırken, diğer teknik olan FUE (foliküler ünite ekstraksiyonu) yönteminde arka kısımda saç alınan yerde herhangi bir iz kalmamaktadır. Her iki yöntemde de doğru ellerde ekim yapılan alanda herhangi bir iz meydana gelmemektedir.

İlk yöntem olan klasik yöntem nasıl uygulanır?
Birincisi, klasik saç ekimi tedavisidir bu yöntemde ensenin biraz üzerinden iki kulak arasından alınan yaklaşık 10×3 cm ebatlı saçlı deri alınır. Bu alınan parça 2-3 kıl kökünü içerecek şekilde minik parçalara (mikrogreft) ayrılır. Mikrogreftler kel olan alanlara tek tek ekilir. Arkadan saç alındıktan sonra bu kısım dikilir ve bu kısımda sadece çizgi şeklinde yaklaşık 8-9 cm lik bir iz kalır.

Bu yöntemle ne kadar saç ekilebilir?
Bu yöntemde tek seansta 5000-6000 civarında saç teli (1400-1700 mikrogreft) ekilmektedir. Bu rakam bir seans için çok iyidir ve tek seferde açıklık çok geniş değilse tamamen kapanır. Tek seansta ortalama 5000-6000 saç telinden fazla ekmek mümkün değildir. Arkadan alınabilecek dokunun bir limiti vardır. Bu rakamın üzerine söylenecek rakamlar doğru olmayacaktır.

Bu yöntemle kaç seans uygulama yapılabilir?
Bu klasik yöntemde 6 ay ara ile 2 en fazla da 3 seans ekim yapılabilmektedir.

Ameliyat ne kadar sürer?

Operasyon 3-4 saat kadar sürmektedir.

FUE yöntemi nasıl bir yöntemdir?
FUE yönteminde ise saçlar yine aynı alandan alınır. Yani ensenin biraz üzerinden, iki kulak arasında kalan alandan alınır. Fakat burada saçın alınma şekli farklıdır; saçlar ucu 1mm çaplı olan punch aleti ile alınır. Alınan her 1mm çaplı doku içindeki saç sayısı bir iki veya üç civarında olabilir. Bu yöntemde bir günde 1000-1500 saç teli nakledilebilir. İşlem 3-4 gün arka arkaya uygulanabilir. 3-4 gün arka arkaya ekim yapıldığında 4000-5000 saç teli nakledilebilir. Seansların sayısı saç kökü nakli sayısına ve kişinin saçsız veya seyrek olan alanının ebatına bağlıdır. Bir seansta klasik yöntemde 5000-6000 saç teli nakledilebilirken, FUE yöntemiyle 3-4 gün ekim yapıldığında 4000-5000 saç teli nakledilebilir. Başka bir değişle 3-4 gün arka arkaya ekim yapıldığında, klasik yöntemle tek seansta yapılan saç teli sayısına yaklaşılmaktadır. FUE yönteminde saçlar tek tek alındığından günlük işlem süresi 7-8 saat almaktadır.

FUE yöntemi ne zaman tecih edilir?
FUE uzun zaman alan ve pahalı bir tekniktir. FUE yönteminin belirgin olan üstünlüğü arka kısımda saç alınan yerde herhangi bir iz kalmamasıdır. Saçını çok kısa kestirip kullanmak isteyen kişiler açısından bunun önemli olduğu dikkatimizi çekmektedir.

Saçlar seans sonrasında nasıl görünür?
Her iki yöntemde de ilk ekilen saçlar birinci ayın sonunda dökülüp, ekimden 2-3 ay sonra çıkmaya ve uzamaya başlar.

Uygulamadan uzun süre geçtikten sonra saçlar yeniden dökülebilir mi?
Ensenin biraz üzerindeki saçlar kalıcı olduğundan; bu bölge derisi mikrogreft için kullanıldığından dökülme ihtimali yoktur.

Çıkan saçların görünümü doğal olacak mıdır?
Saçlar kişinin kendisine ait olduğundan aynı renk ve karakterde çıkar. Ayrıca saç ekiminde sadece saç miktarı ve alınma biçimi değil ekilen saçların yönü, ön saç çizgisinin doğallığı en az ekilen saç miktarı kadar önemlidir. Bu ve benzeri detayların en iyi biçimde uygulanması ise işlemin Plastik Cerrah tarafından yapılması sayesinde olacaktır.

Bu işlem kimler tarafından uygulanmalıdır?
Saç ekimi tamamen Plastik (Estetik) Cerrahi kapsamında yer alan bir ameliyattır. Hangi tip saç ekimi olursa olsun işlemin, yasal olarak ameliyathanede ve Plastik Cerrah tarafından yapılması gerekmektedir. Sağlıklı ve güvenli olanı da budur. Herhangi bir hastalık bulaşmaması için işlemin steril ameliyathane koşullarında yapılması şarttır. Plastik Cerrah dışında kimsenin saç ekim yapması yasal olmadığı gibi, elde edilebilecek kötü sonuçların daha sonra telafisi ya çok zor olmakta ya da mümkün olmamaktadır. Saç ekimi yapılırken ne tür bir anestezi uygulanır? Her iki tip saç ekimi lokal anestezi altında yapılmaktadır.

Anahtar kelimeler:Saç ekimi, saç transplantasyonu, FUE yöntemi ile saç ekimi, kellik, erkek tipi saç dökülmesi, erkek tipi kellik

Saç Dökülmesi ve Tedavisi

Pazar, 26 Ağustos 2007

Saç dökülmesi bir çok kişinin şikayetçi olduğu bir problemdir. Problemin saç dökülmesinde bir artış mı, yoksa saçlarda seyrelme veya kelleşme mi olduğu muhakkak belirlenmelidir. Saç dökülmesi en çok tarama ve yıkanma esnasında belirginleşir.

Normalde saçlarımız ne kadar dökülür?

Günde 100 kadar yıkama sonrasında ise 200 e yakın saçın dökülmesi normaldir. Bu sayının üzerindeki dökülmeler normal değildir ve bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Hangi tip saç dökülmeleri olağandır ve tedavi gerektirmez?

Doğum, ateşli hastalık ve ağır hastalık, yaralanma ve cerrahi girişim gibi durumlardan 2-3 ay sonra saçlarda dökülme görülebilir. Bazen de guatr tedavisinde kullanılan ilaçlar, A vitamini, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar dökülmeye neden olabilir. Bu tarz dökülmelerde saçlı deri normaldir. Tedavi gerekmez, saçlar genellikle kendiliğinden gelir.

İç hastalıklarına bağlı gelişen dökülmeler nelerdir?

Demir eksikliğine bağlı kansızlık, guatr gibi hastalıklarda saçlar dökülebilir. Bu durumda dökülmenin durması için altta yatan hastalığın tedavi edilmesi gerekir.

Saç kıran nasıl bir saç dökülmesidir ve nasıl tedavi edilir?

Halk arasında saç kıran olarak bilinen, alopesi areata hastalığında ise iyi sınırlı para şeklinde saçların tamamıyla döküldüğü alanlar vardır. Tedavide kapalı uygulama ile kortizonlu krem uygulaması, saçsız alanlara kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Bazen sistemik kortizon tedavisi uygulanabilir. Ayrıca saç çıkışını uyaran bazı ilaçlar da tedavide kullanılabilir. Bu tip saç dökülmelerinde muhakkak bir Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır.

Erkek tipi saç dökülmesi nedir?

Erkek tipi saç dökülmesi, sıklıkla erkeklerde görülen, fakat son yıllarda kadınlarda da sık görülmeye başlayan, şakak ve tepedeki saçların seyreldiği veya tamamen döküldüğü bir hastalıktır. Bu tip dökülme erkeklerde daha fazla görüldüğü için erkek tipi saç dökülmesi veya kalıtsal saç dökülmesi olarak bilinir. Erkeklerde bu tip saç dökülmesi şakak ve tepe bölgesinde görülür. Kadınlarda ise saçlı derinin üst bölümündeki saçların bütününde seyrelme görülür. Saçların seyreldiği bu alanların kenarlarında olgunlaşmamış ince, kısa, uca doğru giderek incelen saçlar bulunur.

Erkek tipi dökülmenin tedavisi nasıl yapılır?

Tedavide Minoksidil % 2 lik solüsyonun günde 2 kez 6 aylık süre ile uygulanması, erkeklerin %30unda, kadınların ise daha fazlasında, kozmetik olarak fark edilebilen saç çıkışı olur. En iyi yanıt, saçlarında seyrelme olup, kellik gelişmemiş hastalarda alınır. Bu tedavi saçlarında dökülme olan yaşlı kadınlarda da etkilidir.Diğer tedavi yöntemi ise erkek hastalar tarafından finasterid içeren bir hapın günde bir kez kullanılmasıdır. Finasterid kıl kökünde aktif erkeklik hormonu oluşmasını engelleyerek etkili olur.

Kadınlarda dökülme ile birlikte sivilce, kıllanma artışı, adet düzensizliği problemi var ise Dermatoloji Uzmanı tarafından derin araştırma yapılmalıdır.

Bu tedavilere cevap vermeyen olgularda başın enseye yakın bölgesinden alınan saç transplantları 1-2 saç kökü içeren küçük deri parçaları halinde saçın ön bölümüne ekilebilir

Anahtar kelimeler: Saç dökülmesi, Saç dökülmeleri, kellik, erkek tipi saç dökülmesi androgenetik alopesi, alopesi, saçkıran, alopesi areata, saç ekimi

Rosacea

Pazar, 26 Ağustos 2007

Rosacea yüzde kızarıklık ve şişme ile karakterize yaygın bir deri hastalığıdır. Sıklıkla erişkin aknesi olarak bilinir. Yüzün orta kısmında başlayıp, yanak, alın, çene ve burnu tutan kızarıklık olur. Bazen kulaklar, sırt ve göğüste etkilenebilir. Hastalık ilerlediğinde küçük kılcal damar genişlemeleri ve üzerinde küçük kırmızı kabartılar meydana gelir. Bununla beraber aknedeki (sivilce) siyah noktalar yoktur.Hastalık ilk başladığında kendiliğinden iyileşip tekrar edebilir. Fakat deri rengi normale dönmüyorsa ve sivilce benzeri kızarıklıklar, kılcal damar genişlemeleri mevcut ise muhakkak bir dermatoloji uzmanına muayene olunuz. Bu durum nadiren kendiliğinden gerileyebilir, genellikle yıllar sürer, tedavi edilmezse hastalık kötüleşir.

Rosacea nasıl tanınır?
Rosecea da yüzde küçük, kırmızı, bazıları da iltihaplı kabarcıklar olabilir. Deri yüzeyinde bir çok ince kılcal damar vardır. Bu yüzde kalıcı bir kızarıklığa neden olur. Rosaceanın daha ilerlemiş şekli rinofima olarak bilinir. Rinofima da yağ bezleri genişlediğinden kabarık kırmızı bir burun ve çene görüntüsü vardır. Rinofima kadınlarda nadir görülür.

Yanakta Rozaceaya ait damarsal genişlemeler

Hastaların yaklaşık % 50 sinde göz tutulumu vardır. Bazı rosacea hastalarında konjuktivit denen, gözde yanma batma ile seyreden bir durum ortaya çıkabilir. Bu durum tedavi edilmezse gözde ciddi reaksiyonlara neden olabilir.
Kimler rosacea açısından risk taşırlar?
Rosasea daha çok açık tenli kimselerde görülür. Hastalık erkekler ve kadınlarda, herhangi bir yaşta, hatta çocukluk da bile gelişebilir.Özellikle kadınlarda, 30-50 yaşlar arasında görülen bir hastalıktır. Bilinmeyen bir nedenle hastalık kadınlarda daha fazla rastlanır ve bazen menapozda görülrbilir. Rosacea genellikle uzun bir süreç içinde meydana gelir. İlk olarak yüz kızarıklığına eğilim, kozmetiklere olan hassasiyet ile başlar. Utanma gibi ruhsal olaylarda kızarıklık tetiklenir.

Rosacea hastalarının yapması ve yapmaması gerekenler
Rosaceanın gerçek nedeni bilinmemektedir. En iyi korunma yolu yüzde kızarıklık oluşturan nedenlerden uzak kalmaktır.

Sıcak içeceklerden, baharatlı gıdalardan, kafeinli ve alkollü içeceklerden kaçının. Alkol rosacea hastasının bulgularının şiddetlendirmekle beraber, hiç alkol alınmasa da hastalık şiddetli olabilir. Bu durum alkolizm ile yakından ilişkilidir.
Rosacea hastaları güneşten korunmalıdırlar. Güneşten korunmak için şapka takmalı ve 15 faktörün üzerinde güneşten koruyucu kullanmalıdırlar. Sıcak ve soğuk hava hastalığın bulgularını arttırabildiğinden kaçınılmalıdır.
Yüzü ovuşturmak ve masaj yapmaktan kaçınılmalıdır. Yüzün ovuşturulması deriyi tahriş ederek kızarıklığı arttırır.
Serin ortamda egzersiz yapın. Fazla sıcak ortamda kalmayın.
Tahriş edici kozmetik ürünlerden kaçının. Sprey kullanırken yüzünüze gelmesinden kaçının. Yüzünüzde kızarma oluşturan gıda, ürün, aktivite, ilaç ve diğer tetikleyici faktörlerden uzak durun.

Tedavi seçenekleri
Bir çok kişi rosaceayı bilmediği için hastalığı erken dönemde fark edemez. Tedavide ilk adım hastalığa tanı koymaktır. Dermatoloji uzmanları hastaya göre değişen kombine tedaviler uygulamaktadırlar. Bu tedavi ile rosaceanın ilerlemesini, bazen de tekrar etmesini engeller. Doktorunuz tarafından jel veya kremler yazılabilir. İlk 3-4 haftada hafif bir iyileşme, belirgin iyileşme ise 2. ayda görülür. Ağızdan alınan antibiyotikler daha hızlı bir iyileşme sağlarlar. Kortizonlu kremler rosaceadaki kızarıklığı azaltabilir. Bununla birlikte 2 haftadan uzun süre kullanılmaları yasaklanmalıdır. En iyisi bu tedavileri Dermatoloji uzmanı kontrolünde uygulamaktır.

Kalıcı damar genişlemelerilaser tedavisi ile giderilebilir. Kozmetik amaçlı yeşil renkli fondotenler kamuflaj için kullanılabilir.

Deride tahriş yapabilecek faktörlerden kaçınmak gerekir. Günlük kullanılan sabunlar, nemlendiriciler ve güneşten koruyucular alkolsüz olmalı, tahriş edici ajanlar içermemelidir. Dışarıda kalındığında, özellikle sıcak yaz günlerinde 15 faktörün üzerindeki güneşten koruyucular kullanılmalıdır.

Diğer tedaviler
Rinofima genellikle cerrahi olarak tedavi edilir. Fazla doku elektrocerrahi veyalaser cerrahisi ile alınır. Dermabrasyon denilen cerrahi bir metod derinin üst yüzeyini düzleştirmek için kullanılır. Rosaceanın başarılı tedavisi erken tanı ve tedavi ile yapılabilir. Ayrıca Dermatoloji Uzmanınızın uyarılarına da uymak önemlidir. Rosacea erken evrelerinde tedavi edilirse kontrol altına alınabilir bir hastalıktır. Tedavi edilmezse rosacea kötüleşir ve tedavi edilmesi zorlaşır.

Anahtar kelimeler: roascea, gül hastalığı

Pseudoxanthoma Elasticum

Pazar, 26 Ağustos 2007

Pseudoxanthoma elasticum (PXE) derinin elastik dokusu, kan damarlarını ve gözleri etkileyen bağ dokusunun bir hastalığına verilen addır.Hastalık genetik geçişli midir?
Hastalıktaki temel defekt kromozom 16p13.1 dadır. Hastalık genetik geçişlidir. Etkilenen kişilerde kollajen ve graund substance anormaldir. Kalsiyum deri, kan damarları ve gözdeki anormal elastik fibrillerde birikir.

Hastalık ne sıklıkla görülür?
Hastalık 160,000 kişide bir görülür. Hastalığın farklı görüntü ve kalıtsal geçiş açısında farklı özellik gösteren bir çok tipi vardır. İki tipi otozomal dominant geçer, bu hastalığa sahip olan bireylerin her iki çocuğundan birinin hasta olacağı anlamına gelir. Diğer 3 tipi de otozomal ressesif olark geçer. Bu durumda çocukların dörtte biri etkilenir.

Hastalığın bulguları nelerdir?
PXE’u bulunan hastalar deri bulgularına, göz anomalilerine ve deri değişikliklerine sahiptirler. Fakat bulguların dağılımı ve şiddeti hastadan hastaya değişir.

Hastalık hangi organları tutabilir?

Deri

Deride küçük sarı kabarıklar sıra sıra veya dantel biçiminde dizilmişlerdir ve eklemlerin üzerinde bir araya gelerek büyük yamalar yaparlar. Deri yumuşak, gevşek ve hafifçe kırışıktır. Bu yamalar kaldırım taşı görünümündedir. Sıklı kla boyunun yan tarafı, gerdan, koltuk altı, karın, kasıklar ve kalçalar tutulur. Deri değişiklikleri çocuklukta gelişebilmekle beraber genelikle erken erişkinlikte (30 yaşından önce) görülmeye başlar. Bazı hastalarda ise ilk bulgular yaşlılıkta görülebilir. Benzer bulgular yumuşa damak, dudağın iç yüzümide ve vajinada bulunabilir.

Kalp ve kan damarları

Kalbin ve diğer dokularına atardamarları etkilenebilir. Bacaklarda yürürken bacaklarda ağrı, kalp ağrısı görülür. Kalp kaslarında rahatsızlık (kardiomyopati) ve mitral kalp kapakçığında yetmezlik (olguların %5-8 inde) görülebilir.

Göz

Angioid streaks denen göz bulguları gözün retina tabakasını etkiler. Genellikle 20-40 yaş arasında görülür. Bu durum görme bozukluklarına ve körlüğe neden olabilir.

Doğumda risk

PXE hastaları gebeliklerinin ilk 3 ayında çocuk düşürme riskine sahiptir. Tüm hastalarda gebelikte deri çatlakları oluşur.

PXE tanısı nasıl konulur?

PXE tanısı genellikle deriden biyopsi alınarak konulur.

Hastalık nasıl tedavi edilir?

  • Tedavinin en önemli yönü damar tutulumunu olup olmadığının saptanması ve bu durumun uygun uzmanlar tarafından takip edilmesini sağlamaktadır. Kalp dam r cerrahları ve kardiologlar tarafından düzenli takipler yapılmalıdır.

  • Deri bulgularının etkili tedavisi yoktur. Fakat plastik cerrahlar tarafından bir takım düzeltmeler yapılabilir.
  • Diyette kalsiyum kısıtlaması bazı faydaları nedeniyle denenmiştir, fakat faydası tartışmalıdır.
  • Lazer fotokoagülasyon gözün retina tabakasındaki kanamalardan korumak için faydalıdır.
  • Çocuklara genetik geçiş olabileceğinden genetik danışmanlık alınmalıdır.

Anahtar kelimeler: Pseudoxanthoma Elasticum

Pityriasis Rosea (Gül Hastalığı)

Pazar, 26 Ağustos 2007

Pityriasis rosea her yaşta görülebilen, fakat sıklıkla 10-35 yaşlara arasında rastlanılan döküntülü bir deri hastalığıdır. Döküntü bir kaç hafta veya yıl sürebilir. Genellikle hastalık kalıcı bir iz bırakmaz, fakat esmer kişilerde zaman içinde gerileyen kahve renkli lekeler kalabilir.Hastalığın diğer bulguları nelerdir?
Bu hastalık göğüs veya sırtta geniş pembe bir leke şeklinde başlar. Bu lekeye madalyon belirtisi denir. Sıklıkla bu leke halka şeklini alıp orta kısmı solar, bu nedenle de mantar sanılıp mantar ilaçları uygulanabilir. Bu döküntü mantar enfeksiyonu olmadığı için bu kremler faydalı olmaz. Bir kaç hafta içinde çok sayıda pembe döküntü meydana gelir, hatta bazen yüzlerce döküntü gövde kollar ve bacaklarda görülür. Döküntü boyunda, nadiren yüzde görülebilir. Bu döküntüler madalyon döküntüsünden daha küçüktür ve yine mantar hastalığı ile karıştırılabilirler. Döküntüler ovaldir ve sırtta cam ağacına benzer şekilde dağılırlar. Bazen hastalık çok şiddetli ve yaygın olabilir. Hastaların yarısında kaşıntı vardır, özellikle sıcakta kaşıntı artar.

Ara sıra halsizlik ve ağrı gibi diğer bulgular görülebilir. Bu döküntü genellikle 6-8 haftada geriler. Fakat bazen daha uzun da sürebilir. Fiziksel aktiviteler ve sıcak banyo döküntüyü arttırabilir. Bazı olgularda döküntü geriledikten bir kaç ay sonra tekrarlayarak bir kaç ay sürebilir.

Hastalığın nedeni nedir?
Hastalığın nedeni belli değildir. Sebebi bir bakteri veya mantar enfeksiyonu değildir. Ayrıca bir allerjik reaksiyon da değildir. Herhangi bir iç hastalıkla ilişkisi yoktur.

Bir virüsün bu döküntüye neden olabileceği düşünülebilir. Diğer viral enfeksiyonlardaki gibi hastada halsizlik ve yorgunluk bulunabilir. Fakat hastalığın virüs enfeksiyonu sonucunda oluştuğu ispatlanmamıştır. Diğer virüs enfeksiyonlarının aksine Pitriasis rozasea kişiden kişiye bulaşmaz.

Tanı nasıl konulur?
Tanı dermatolojik muayene ile konulur. Pitriasis rosea genellikle sırtı, boynu, göğsü, karnı ve kol ve bacakların üst bölümünü etkiler. Döküntü farklı kişilerde farklı biçimlerde görülebildiğinden bazen tanıda zorluk çekilebilir. Döküntünün sayısı ve boyutları kişiden kişiye değişir, ara sıra döküntü vücudun farklı alanlarında, örneğin vücudun alt kısmı ve yüzde görülebilir. Gövdede ki mantar enfeksiyonu ile karıştırılabilir. Bazı ilaçlara karşı olan döküntülerde pitriasis roseaya benzeyebilir. Dermatoloji Uzmanınız tanı koymak için bazı kan testleri isteyebilir, gerekirse biyopsi yapabilir.

Tedavi nasıl yapılır?
Kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar yazılabilir. Sıcak olmayan ılık banyolar yapılması tavsiye edilir. Döküntüyü arttıracak fiziksel aktivitelerden kaçınılması önerilir.

Bazen kortizon gibi antienflamatuar tedaviler kaşıntıyı baskılamak için verilebilirler. Hastalar bu hastalığın önemli bir hastalık olmadığı konusunda bilgilendirilmelidir.

Unutulmamalıdır ki pitriasis rosea sık rastlanılan bir hastalıktır ve genellikle hafif geçirilir. Bir çok hasta tedavi ihtiyacı duymaz.

Anahtar kelimeler: pityriasis rosea, pitriasis rosea, gül hastalığı

Pityriasis Lichenoides

Pazar, 26 Ağustos 2007

Pityriasis lichenoides nadir rastlanan bir cilt hastalığına verilen addır. Hafif formu pityriasis lichenoides kronika (PLC) olarak bilinir. Daha şiddetli formu pitriasis likenoides varioliformis akuta(PLEVA) veya Mucha-Haberman hastalığı olarak bilinir.Hastalık neden oluşur?

Pityriasis lichenoides muhtemelen bir organizmaya karşı gelişen aşırı reaksiyondur. Bununla beraber spesifik bir bakteri veya organizma henüz saptanamamıştır. Bulaşıcı olduğu düşünülmemektedir.

Pityriasis lichenoides hangi yaşlarda görülür?
Pityriasis lichenoides sıklıkla ergenlik döneminde ya da genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde biraz daha sık görülür. Bebeklerde ve yaşlılarda nadirdir.

Hastalık nasıl başlar?
Hastaların genel durumu iyidir, fakat ara sıra deri bulguları ile birlikte baş ağrısı ve ateş görülebilir. (özellikle
PLEVA’da)

Belirtileri nelerdir?

Deri döküntüleri 3-18 mm çapında kırmızı beyaz noktacıklar şeklindedir. PLC de döküntü mum benzeri bir kabukla kaplıdır ve bu kabuk kazındığında parlak ve kahverengi bir yüzey ortay çıkar. Bu döküntüler bir kaç haftada kahverengi bir iz bırakarak solarlar ve bir kaç ayda tamamiyle ortadan kalkar.

PLEVA’da daha fazla kaşıntılı kabuklu yaralar ve su toplamaları gelişebilir ve bu döküntüler su çiçeğindekine benzer izler bırakırlar. PLEVA ağız içinde ülserler neden olabilir.

Döküntüler sıklıkla gövde, kalça ve üst kolların iç kısmındadır. Nadiren yüz ve saçlı deri ve vücudun diğer alanları tutulabilir. Hastalık aylarca veya yıllarca sürebilir.

Tanı nasıl konulur?

Tanı deridena alınan biopsi ile konulur.

Tedavi nasıl yapılır?

Pityriasis lichenoides genellikle tedaviye cevap vermez ve tedavi kesilince tekrar eder. Döküntü rahatsızlık vermiyorsa tedavi gerekli olmayabilir.

  • Kortizonlu kremler tahrişi azaltır.
  • Doğal güneş ışığı
  • Fototerapi: yapay ulltraviyole A veya B
  • 2-3 aylık süre ile eritromisin veya tetrasiklin gibi antibiyotiklerin kullanımı
  • Şiddetli olgularda ağızdan kortizon kullanımı gerekebilir.

us vulgaris, pemfigus vulgaris

Anahtar kelimeler: Pityriasis Lichenoides, pitriasis versicolor

Perioral Dermatit

Pazar, 26 Ağustos 2007

Perioral dermatit nedir?
Perioral dermatit daha çok genç kadınlarda görülen bir hastalıktır. Nadiren çocuklar ve erkekler de etkilenebilir. Perioral ağız etrafını, dermatit ise derideki döküntüyü ve tahrişini tarif etmek için kullanılmaktadır. Kırmızı döküntüye ek olarak kırmızı kabarcıklar, sivilce benzeri oluşumlar ve soyulma görülebilir. Bazen sivilce benzeri bulgular daha ön plandadır ve hastalık akne (sivilce) zannedilebilir. En çok etkilenen alan burun kenarlarından aşağı inen çizgi arasında kalan dudak üstü ve çenedir. Dudakla hastalıklı alan arasında sağlıklı bir deri kalır. Nadiren burun, gözler ve yanaklar etkilenebilir. Bazen hafif kaşıntı ve yanma bulunabilir.

Hastalık ne kadar sürer?
Hastalık tedavi edilmezse aylarca, yıllarca sürer. Hatta tedavi edilse bile hastalık tekrar edebilir, fakat başarılı bir tedaviden sonra genellikle tekrarlama görülmez.

Perioral dermatitin nedeni nedir?
Perioral dermatitin kesin nedeni belli değildir. Fakat bazı dermatologlara göre bu hastalık rozasea veya güneşle çoğalan seboreik dermatitin bir formudur.Yüze uygulanan kuvvetli kortizonlu kremler perioral dermatite neden olabilirler. Perioral dermatitte kortizonlu kremler başta iyi gelir, fakat kesildiklerinde hemen sonra tekrar ederler. Bazı nemlendiriciler, makyaj malzemeleri ve diş ürünleri kısmi olarak hastalığı etkileyebilir.

Perioral dermatitten korunulabilir mi?
Perioral dermatitten korunmanın garantili bir yolu yoktur. Fakat kuvvetli kortizonlu kremlerin yüze uygulanmasından kaçınılmalıdır. Doktorunuzun önerdiği güneşten koruyucu, kozmetik ve nemlendiricileri kullanın. Floridli antitartar özelliği bulunan ve tarçın aromalı diş macunu kullanmaktan kaçınılmalıdır.

Tanı koymak için laboratuar testlerine gerek var mıdır?
Çoğu zaman testlere gerek yoktur. Dermatoloji Uzmanı muayene ederek tanıyı koyar. Bazen biyopsi gerekebilir.

Bu hastalık nasıl tedavi edilir?
Ağızdan tetrasiklin içeren hapların verilmesi en yaygın tedavi seçeneğidir. Tekrarlardan korunmak için tedavi bir kaç ay sürmelidir. Hafif olgularda ve hamile bayanlarda antibiyotikli kremler kullanılabilir. Doktorunuz antibiyotikler etkili olana kadar kısa süreli kortizon tedavisi de verebilir.

Tedaviden ne beklenmelidir?
Hastaların çoğu ağızdan alınan antibiyotik tedavisi ile 2 ay içinde iyileşir. Eğer tedavide kortizonlu kremler kullanılırsa bu kremler kesilince hafif bir alevlenme olabilir. Eğer antibiyotik tedavisi erken kesilirse hastalık tekrarlar.

Anahtar kelimeler: perioral dermatit

Pemphigus vulgaris

Pazar, 26 Ağustos 2007

Pemfigus vulgaris deri ve sıklıkla da ağız mukozası gibi mukazalarda nadiren görülen büllü (deride su kabarcıkları oluşması) bir hastalıktır. Otoimmün tanımı immün sistemin (bağışıklık sisteminin) kişinin kendi dokularına karşı savaşması anlamında kullanılan bir tıbbi terimdir. Pemfigusun bir çok tipi olmasına rağmen pemfigus vulgaris en sık görülen tiptir. Diğer yaygın tipleri pemhigus foliaceus ve paraneoplastic pemphigustur.

Pemphigus vulgarisin sebebi nedir?

Derinin üst tabakası olan epidermiste blok oluşturan hücreler keratinositlerdir. Bu hücreler desmosom denilen özel bir bağ sistemi ile birbirlerine bağlanmışlardır. PV’de Immunglobulin G (IgE) denen otoantikorlar epidermisin alt tabakasındaki keratinositleri birbirine bağlayan desmozomlardaki desmoglein 3 denen proteine bağlanırlar. Bunun sonucunda keratinositler birbirinden ayrılır ve deride içi su dolu kabarcıklar oluşur.

Kimlerde PV gelişir?

PV tüm ırk, yaş ve cinslerde görülebilir. En sık 50-60 yaş arasında görülür ve yahudi ve hint ırkında daha sıktır.

Hastalığın bulguları nelerdir?

Hastaların bir çoğunda hastalık ağız veya genital bölge mukozasında ortaya çıkar. Aylar sonra deride bulgular gelişebilirken, bazen mukaza bulguları hastalığın tek bulgusu olarak kalabilir.

En sık etkilenen mukoza ağız içi mukozası olmasına rağmen, gözün konjuktivası, osefagus, kadın iç ve dış cinsel organları, erkeklerde penis, üretra ve ayrıca anüs de tutulabilir.

  • Olguların %50-70′inde ağızda yaralar 0luşur.
  • Büller çok yüzeyel olduğundan kolaylıkla açılarak erezyon şeklinde görülürler.
  • Ağızda yaygın bir tutulum vardır.
  • Ağrı vardır ve yavaş iyileşir.
  • Ses tellerinin bulunduğu larenkslerde büller oluşup ses kısıklığına neden olabilir.
  • Yeme ve içme zorlukları görülebilir.

Deride ince duvarlı gevşek su kabarcıkları kolaylıkla patlayarak ağrılı yüzeyel yaralara neden olabilirler. Derideki yüzeyel yaralar özellikle kıvrım bölgelerinde kabarık kabuklu yaralara neden olur: pemphigus vegetans

PV tanısı nasıl konulur?

Tanı genellikle deri biyopsisi alınarak konulur. Direk immunfloresans dediğimiz bir yöntemle alınan deri örneğinde otoantikorlar saptanarak tanı desteklenir. Olguların çoğunda kanda dolaşan otoantikorlar saptanabilir.

Hastalığın tedavisi nasıl yapılır?

Tedavinin temel amacı bül gelişimini azaltmak, enfeksiyondan korumak ve oluşan yaraların iyileşmesini hızlandırmaktır. Ağızdan alınan kortizonlu ilaçlar hastalığı kontrol altına alan temel ilaçlardır. Bu ilacların kullanımı ile PV’deki ölüm oranı %99dan %5-15 lere kadar düşürülmüştür. Hastalıkta kesin tedavi yokken, tedavi hastanın yaşma kalitesini düzeltir. Ne yazık ki yüksek doz kortizon tedavisi ciddi yan etkilere neden olabilir. Bunu azaltmak için immunsupresif (bağışıklık sitemin baskılayan) ilaçlar kullanılır. (azotiopirin, siklofosfomid, dapson, tetrasiklin, nikotinamid, plasmaferez, altın, mikofenolat mofetenil, damar yolu ile verielen immunglobulin, rituximab)

Optimal tedavi ile hastalığın bulguları minimal olarak seyredebilir. Yara iyileşmesi önemlidir ve buna yönelik tedavi yapılmalıdır. Hastalığın aktif olduğu dönemlerde hastalar deriyi ve mukozayı tahriş edecek aktivitelerden kaçınmalıdır. Bu aktiviteler kontakt temasın olduğu spor aktiviteleri, ağız mukozasını tahriş edebilecek baharatlı, asidik gıdaların ve içeceklerin alınımıdır ve bunlar engellenilmelidir.

Anahtar kelimeler: Pemphigus vulgaris, pemfigus vulgaris, pemfigus vulgaris

Pannikülit

Pazar, 26 Ağustos 2007

Pannikülit deri altında bulunan yağ dokusunun bir çeşit iltihabi reaksiyonu olarak bilinir. Hastalığın bir çok farklı çeşidi olsa da, hastalığın görünümü hepsinde hemen hemen aynıdır.Tanı deriden yapılan biyopsi ile konulur.Pannikülit çeşitlerinin sınıflandırılması zor olup, genellikle sınıflama hastalığın yağ dokusunun tutulan bölümüne göre yapılır.

Hastalığın klinik görünümü nasıldır?

Hastalanan deri bölgesi kalınlaşmıştır. Derinin renginde değişiklik olabilir veya olmayabilir. Deri kırmızı veya kahverengimsi renkte olabilir. Bu bölgeler sıklıkla hassastır. Sıklıkla etkilenen alanlar deriden kabarıktır ve derinin altında şişlikler şeklindedir, fakat bazen geniş alanlara yayılan bulgular olabilir. Hastalık gerilediğinde, deride kalıcı veya geçici çukurcuklar kalabilir.

Tedavisi nasıl yapılır?

  • Hastalığa sebep olabilecek ilaç kullanımı, enfeksiyon gibi nedenler ortadan kaldırılmalı.
  • Etkilenen alan yüksekte tutularak istirahat edilmeli.
  • Bacaklara 18-25 mm Hg basınç uygulayacak çoralar eğer tolere edilebilirse kullanılabilir.
  • Aspirin, ibuprofen veya diklofenak gibi antiinflamatuar ilaçlar (iltihabı önleyici ilaçlar) kulllanılabilir.
  • Ağızdan veya injeksiyon yolu ile yapılan kortizon tedavisi yapılabilir.
  • Tetrasiklin veya hidroksiklorakin gibi antiinflamatuar ilaçlar kullanılır.
  • İyileşmeyen ve yara haline dönüşen durumlarda cerrahi işlem yapılabilir.

 

Anahtar kelimeler: panniculit, pannikülit, panniculitis